kadirbesyo
  FUTBOLDA SİSTEMLER
 

 

2.1 SİSTEMİN TANIMI VE FUTBOLDA SİSTEMLER
            Sistem, kelime anlamı olarak, bilimsel bir bütün veya bir öğreti meydana getirebilecek biçimde birbirine bağlı ilkeler topluluğudur. Futbol sporunda ise, sistem; belirlenmiş amaçlar doğrultusunda taktiksel görevler verilerek ortak amaca yöneltilmiş olarak oyuncuların sahada dizilmeleri olarak tanımlanabilir. Sistem; futbolcuların sahada arzulanan hedeflere ulaşabilmek için, bireysel hareket serbestliklerini kullanarak önceden belirlenmiş olan hareketleri gerçekleştirmek amacıyla planlı bir şekilde oyun alanındaki dağılımları olarak da tanımlanabilir.
           Futbolda asıl önemli olan, sistemin belirlenmesinde dikkate alınacak kriterler olmalıdır. Öncelikle sistem, takımı oluşturan oyuncuları dikkate alınarak, daha sonra ise rakip takımın sahaya diziliş ve oyuncularının yetenekleri doğrultusunda belirlenmelidir.
           Günümüzde artık tek bir sistem uygulaması yerine, birkaç sistem sistemi bir arada uygulayabilen takımlar daha başarılı olmaya başlamıştır. Bunun sonucunda da taktiksel düşünceler doğrultusunda aynı müsabakada birkaç sistem kullanılmaya başlamış ve bu da takımı oluşturan oyuncuların kalitesinin artmasına sebep olmuştur.
             Kendi takımımızın ve rakip takımın zayıf ve kuvvetli yönleri oyun sisteminin belirlenmesinde çok önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Sistem ve taktik etkileşimi sayesinde takımımızın zayıf yönlerini kapatarak kuvvetli yönlerinin ön plana çıkmasını sağlayabilir ve dezavantajlı yönlerimizi avantajlı hale getirebiliriz. Taktiksel düşünceler ancak bir sistem dâhilinde düşünülebilir ve uygulamada geçerlilik kazanabilirler. Sahadaki diziliş tek başına anlam ifade etmeyecek ve bu dizilişteki taktiksel varyasyonlarla anlam kazanacaktır, ayrıca  müsabakanın sonucuna etki edebilecek her türlü ihtimalin de bu unsurlara bağlı olduğu da söylenebilir.(Niyazi İnal,A. 2004 S.223) 
 
SİSTEM: Belli bir sonuca varmak veya bir bütün elde etmek için başvurulan yol, düzen anlamına gelmektedir.
 
FUTBOLDA SİSTEM: Genellikle önceden tasarlanıp, tespit edilen ve belirtilen görevler doğrultusunda takımın sahadaki dizilişidir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2.2. FUTBOLDA SİSTEMLERİN TARİHSEL GELİŞİMİ
 
            Bugünkü bildiğimiz ve izlediğimiz anlamda futbolun, 1863 yılında İngiltere’de Football Association(Futbol Federasyonu)un kurulmasıyla, ilk standartlarına ulaştığını ve bu standartizasyon sürecinde, çağdaş futbolun temel kurallarının da yavaş yavaş oluştuğunu görmekteyiz. Nitekim, takımların 11 oyuncuya indirilmesi (1870), oyun sahasının ölçülerinin değiştirilmesi ve topun elle oynanma yasağının getirilmesi, bu dönemde en önemli kural değişiklikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha sonraki en
önemli değişiklik ise, 1925’te ofsayt kurallarının değiştirilmesidir.     
Futbol ilk yıllarda, genellikle 2-8 şeklinde oynanmaktaydı. Bu dönemde tek hüner, paslaşmadan ve kafayla oynamaksızın, çalımla top sürerek, gol atmaktı.
Futbolun tarihsel gelişim sürecini analiz ettiğimizde; ilk gelişim yıllarında futbolun genel karakteristiğini belirleyen başat faktör kendisini, “daha çok gol atma” anlayışında somutlaştırmıştır. Bu amaçla, daha fazla sayıda oyuncunun ileride konumlandırıldığını görmekteyiz. Zaman içinde olgunlaşmaya ve çağdaşlaşmaya başlayan futbolda ise bu karakteristik giderek tersine dönmüş ve “savunma güvenliği” ön plana çıkmıştır. “Daha az gol yeme”ye dayalı bir oyun anlayışı ve buna uygun dizilişler geliştirilmiştir.
       
            Nitekim, futbolun ilk yıllarında “orta saha” kavramı bulunmamaktaydı. Kişisel yeteneklerin yerini zaman içinde, takım oyununun aldığını ve savunmanın öneminin giderek arttığına tanık olmaktayız. Savunma güvenliğinin ön plana alınmasında kuşkusuz, bol gollü mağlubiyetlerin derin etkisi olmuştur. Bu amaçla takımlar, bir yandan defans bölgesindeki mevcut oyuncu sayısını arttırırken; diğer yandan da en iyi oyuncularını, maçı kazanmaya yönelik orta sahada oynatmaya çalışmışlar ve bu şekilde, günümüz futbolunun nüvesini oluşturan bir yapı da, yani ofansif santrhaf’ı ortaya çıkartmıştır. Böylece, hücumla savunma arasındaki bağın kurulmasına olanak sağlanmış ve ortaya 2-3-5 sistemi çıkmıştır.
       
            Bugüne kadar gelen sistem ve dizilişlere baktığımızda; ilk olarak karşımıza çıkan sistem: Hücum ağırlıklı, savunma ile orta saha arasındaki bağı ilk kez kuran ve bloklar arasında ilk kez koordinasyonun sağlanmaya çalışıldığı 2-3-5 sistemi olmuştur. Bu sistemi daha sonra WM sisteminin temelini oluşturacak olan ve savunma güvenliğinin biraz daha ön plana çıktığı 3-2-5 sistemi takip etmiş ancak, ömrü ne yazık ki uzun olmamıştır.
       
            Ofsayt kuralının değişmesini izleyen dönemde, modern futbolun ve sistemlerin öncüsü olarak görülebilecek ve ilk defa Arsenal’in menajeri Chapmann tarafından pratiğe geçirilerek uygulanan WM sisteminin 1930-1954 arası yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Çağdaş sistemlerin öncüsü olarak görülen bu sistemin saha içi dizilişinin WM şeklinde olması nedeniyle, sistem bu isimle anılmaya başlanmıştır. Bu sisteme göre geride defans M şeklinde kurgulanırken, orta saha ve forvet W şeklinde dizilmektedir.
WM sistemiyle oynamakta olan İngilizlerin, 1953 yılında Wembley’de 6-3 gibi farklı bir skorla Macarlara yenilmeleri, bu sistemin de sonu olmuştur. Macarların çok başarılı bir şekilde uygulayarak, İngiltere’yi alt ettikleri MM sisteminin özü; santraforu ve iki iç açığı geri çekerek, sağ ve sol iç oyuncuları ileri sürmeye dayalıydı. (M şekli) rakamsal olarak ifade edersek, 3-3-4 şeklinde olan bu dizilişe göre, karşı savunmanın iki beki ileri çekilerek, santrhaflara markaj yapan bu beklerin arkasında oluşacak boşluklara, hızlı paslarla adam sarkıtarak, sağ ve sol iç oyuncuları hücuma kaldırmak ve sonuca gitmek amaçlanmaktaydı. Bu sistemden istenen başarıyı Macarlar, Puskaş, Czibor, Koçis ve Budai ile sağlamış ve futbolda yeni bir dönem başlamıştı. Ne var ki, bu sistem de daha sonra yerini Brezilyalıların iki stoperli 4-2-4 sistemine terk etti.

         İlk defa geride 4’lü bir savunma sistemini kuran Brezilyalılar, bu sistemleriyle, 1958 ve 1962 Dünya kupalarını evlerine götürme başarısına ulaştılar. Bu dizilişte, orta sahadaki 2 oyuncunun kontrol etmek zorunda oldukları orta alanın büyüklüğüne ek olarak, savunma ile hücum arasında sağlanması gereken bağlantının gerektirdiği yüksek fizik ve kondisyon, zaman içinde orta sahanın çökmesine yol açınca, otomatikman bu sistemin yerini, yine İngilizlerin Futbol Dünyası’na bir hediyeleri olan 4-3-3 sistemi aldı.
     
             Bugün de hala çok kullanılan 4-3-3 sistemiyle, 4-2-4 sisteminin orta sahadaki zorluğunu gidermeye yönelik olarak, ilerideki forvetlerden birisi orta sahaya çekilerek, orta alanın dengeli kontrolu sağlanmaya çalışıldı. Nitekim 1966 Dünya Kupası’nda, İngiltere’yi 4-3-3 oynatan, Sir Alf Ramsey, İngilizleri kendi evlerinde şampiyonluğa bu şekilde ulaştırdı. 4-2-4’e göre daha garantili bir orta saha ile takımların oynamasına olanak sağlayan bu sistem, bir süre sonra, günümüz katı defans anlayışının uygulandığı Catenaccio’nun yani, “Sürgü” sisteminin doğmasına da neden oldu.
Catenaccio yani “Sürgü” sisteminin özelliği, karşı takımın forvetlerini ve orta sahayı yakından takip ve kontrol ederek, kilitleyip rakip takımı oynatmamaktır. Bu sistemde genel ve temel strateji: Kalabalık tutulan defans bloğuna, rakibi çekerek, kontrataklarla sonuca gitmektir. Oynamaya değil, oynatmamaya yönelik bu oyun stratejisine, İtalyanlar 1982’de hücum organizasyonu ekleyerek Dünya Kupasını alma başarısı gösterdiler. Estetikten uzak ve son derece sıkıcı olmasına karşın, İtalyanlar yıllarca bu sistemi başarıyla uygulayarak, şampiyonluklara ulaşmışlardır.
 
            İtalyanların Catenaccio sistemi bazı takımlara yeterli gelmemiş olacak ki, bazı teknik adamlar defans hattını daha da sağlamlaştırarak, savunmaya dayalı bir başka sistemi, “Beton Sistemi”ni belirli bir süre denediler. Özellikle deplasman takımlarının yaygın oynadığı bu sistemde; savunmaya ek olarak, forvetlerden birisi de defansta yer alarak, savunmaya yardım etmekteydi. Aşırı defansif ve son derece estetikten uzak, oynatmamaya yönelik bu oyun sisteminin, futbolun güzelliklerini örtüyor olması, bir süre sonra, tam da bu sisteme yüz seksen derece zıt, bir başka sistemin 1974’te Hollanda’da doğmasına yol açtı.
 
            1970’li yılların başından itibaren futbola damgasını vuran yeni bir gelişme yaşanıyordu. Bu sistem adeta şimdiye kadar ki sistemlerden nitelik, felsefe ve anlayış olarak çok farklıydı. Futbol dünyasında bir devrim olarak algılanan ve öz olarak “toplu hücum, toplu müdafaa” konseptiyle hareket eden, “Total Futbol” sisteminde, tüm oyuncuların hücum ve savunma yapmak gerekliliğinde olmaları, futbolda tüm mevkii ve oyunculara bakış açısının değişmesine neden oldu. Bu sistemin pratiğe geçirilmesinde, tüm oyuncuların hem hücum hem de savunma yapacak olmaları, oyuncularda yüksek kondisyon, fizik ve hız gerektirmekteydi.
 
            Aslında günümüz 3-5-2 veya 4-4-2 sisteminde olduğu gibi kanat oyuncularında olması gereken özellikler, bu sistemin olmazsa olmazıydı. Bu sistemin pratiğe geçirilmesiyle, Ajax 1972 ve 1973’te Şampiyon Kulüpler kupası’nı kazanırken, Avrupa’da bir fırtına gibi esmekteydi. Aynı sistemle Hollanda Milli Takımı da 1974 Dünya Kupası’nda finale kadar yükseldi.

       
            Bu sistem futbolun daha hızlı ve güçlü oynanmasını zorunlu kılmaktaydı. Total futbol ile agresif ve topyekün mücadelenin tekrar sahalara geri dönmesi, kanatların önemini bir kat daha arttırdı. Ancak, Total Futbol’da olması gereken yüksek fizik ve kondisyonun maç boyunca devam ettirilmesinin zorluğu ve bu dayanıklılığı gösterecek özellikte yeterli futbolcunun bulunamayışı, bu sistemin Avrupa ülkelerinde cazibesini zaman içinde yitirmesine neden oldu.
 
            Teknik adamlar, total futbolun uzun soluklu olamayacağını görünce, saha içi görev dağılımı ile dizilişin daha belirgin ve görev tanımlarının daha keskin çizgilerle ayrılabileceği, sadece gol atmanın değil; gol yememenin de önemli olduğu bir sistemin arayışına girdiler.
 
            Aslında geride dörtlü savunma yapan 4-3-3 sistemindeki takımlarda, ileride oynayan oyunculardan birisi, ortaya çekilebilir ve bu şekilde orta saha daha da güçlendirilebilirdi. İşte bu düşünce sonunda ortaya 4-4-2 sistemi çıktı. İlk zamanlar bu sistem, kupa maçlarının deplasman ayağında ve takımlar arasında dengenin aleyhte olduğu zamanlarda kullanılmak üzere düşünülmüştü. Ne var ki, Luis Felipe Scolari ve daha sonrasında da İtalyan Capello’nun ciddi katkıları, sistemi defans ağırlıklı, basit bir sistem olmaktan çıkarttı.

            1980 Dünya Kupası’nda takımlar genellikle 4-4-2 dizilişi ile oynadılar. Bu sistemde dengenin defans ile orta sahaya eşit oranlarda dağılmış olması, “gol atamıyorsan, hiç olmazsa gol de yeme” anlayışının gelişmesine neden oldu. Bu sistemde güçlü bir orta saha ve defans bloğunun oluşu, gol yemeyi giderek zorlaştırıcı bir etken olmuştur. 1994 Dünya Kupası’nda da bu sistem ile oynayan Brezilya kupayı dördüncü kez kazanma başarısı gösterebilmiştir.
       
            4-4-2 sistemini uygulayan futbol takımlarının riskten uzak ve çok temkinli oyun anlayışları ile oyuncuların çoğunun orta saha ve defansta konumlandırılmış olmaları nedeniyle, takımın ağırlık merkezinin defans bloğuna doğru kayması; daha az gollü can sıkıcı maçların oynanmasına sebep oldu. Uzun süre insanlar ofansif ve göze hoş gelen futbolun arayışına girdiler. İşte bu durumu gören Sepp Piontek, defanstan bir oyuncuyu orta sahaya çekerek, kanatlardan saldırganlığı teşvik edip, tribünlere heyecan verecek yeni bir modeli, 3-5-2 sistemini Danimarka’da geliştirdi. Piontek bu sistemle, defanstan tasarruf edilen bir oyuncuyu, orta sahada görevlendirerek, ofans yönü ağır basan ve golü düşünen, hücum gücü yüksek bir dizilişin de babası olmuş oldu.

            Sistem ve dizilişleri iyi analiz ettiğimizde görüyoruz ki; tüm sistemler, ilk olarak savunma amacıyla oluşturulmuşlar ve rakibi oynatmamaya yönelik kurgulanmışlardır. Ancak, futbolun zamanla giderek endüstrileşip, show business haline gelmesi, gol atmanın önemini ortaya çıkartmış, bu nedenle göze hoş gelmeyen sistemlerden bazıları ya yok olup gitmişler ya da 4-3-3, 4-4-2 ve 3-5-2 sistemlerinde olduğu gibi evrim geçirerek günümüze kadar gelebilme şansına sahip olmuşlardır.(ntvmsnbc.com, Akşar, T. 15.11.2007)
 
 
 
 
 
 
2.3. FUTBOLDA UYGULANAN SİSTEMLER
 
2.3.1. Kick And Trach Sistemi ( Vur ve Koş )
 
            1871-1872 sezonunda İngiltere’de bir kupa maçında uygulandı. Yayılma şekli iki kaleci, bir müdafi, sekiz hücum adamı olarak belirlenmişti. O zamanki futbolun tamamen hücum zihniyeti üzerine kurulduğu anlaşılıyor. Oynanma şekli ise bir kişi topa vuruyor diğer oyuncular top peşinden koşuyorlardı. Top nerede ise, herkes oradaydı. Tıpkı bir okul dönüşünde, bir konserve kutusunu tekmeleye tekmeleye o cismin peşinden koşan ve sırf tepmek, tekmelemek arzusuyla bu işi yapan çocuklar gibi…
           
Bu sistemin en önemli unsuru, ferdi oyundu. Kişisel yeteneği çok olan oyuncuları bünyelerinde toplamış takımlar, maçlardan daima galip çıkıyorlardı.
 
Daha sonra ki yıllarda Dünya Kupası’nın hatta Futbol Dünyası’nın ilk milli maçı olan İngiltere-İskoçya maçında, İngilizler; bir kaleci, iki müdafi, bir haf ve yedi forvet ile sahaya çıkmışlardır. İskoçyalılar ise ezeli rakipleri karşısında bir kaleci, iki müdafi, iki haf ve altı forvet ile yayılmışlardır. Her iki tarafın yaptıkları bu değişikliğe rağmen, oyun yinede ferdi idi ve oyuncular kişisel hünerleriyle inisiyatifi hala ellerinde tutuyorlardı.
 
 
 
 
 
                                       
Şekil 1: Kick And Trach Dizilimi
 

 


2.3.2. 1-1-9 Sistemi
 
            Futbolun 11 kişi ile oynandığı yıllar da Britanya adalarında başlar. Modern futbolun doğmasını sağlayan İngiltere’de ilk takım sistemi 1 kaleci, 1 müdafaa ve 9 hücum oyuncusu şeklinde gelişmiş ve şekillendirilmiştir. Günümüzde bu sistem son derece yanlış ve dengesiz olarak görülebilir. Ancak bu ayrımın sebebini de o zamanlarda mevcut olan taktik bilginin ve teknik standardın zayıflığına bağlamak gerekir.
 
            Kesinlikle bir gerçek var ki bu dizilişle ne defans oyuncusu ne de oynayan 9 hücum oyuncusu başarılı olmaz ve bu dizilişi aynı zamanda takım oyunu ile de bağdaştırılamaz.
 
 
 
 
 
 
Şekil 2: 1-1-9 Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2.3.3. 1-2-7 Sistemi
           
            İlk olarak İskoçyalılar 1870’de iki oyuncuyu da geri çekerek oyuna biraz düzen getirdiler Bu oyuncuların birine gol kesici ( goal over ) diğeri ise haf ( half back ) dediler ve kuşkusuz 1866’da ofsayt kuralının zorlamasıyla bunlar ilk bekleri oluşturdular.
 
            Aslında bu zorlamaların temel nedende zaman geçtikçe bir taraftan oyuncuları yeteneklerinin artması, diğer taraftan ise hücum taktiklerinin gelişmesi çok büyük rol oynamış ve oyunun dizilişindeki dengesizliği gidermeye çalışmışlardır. (Demir, R. 2007 Futbol Ders Notları)
           
            Zaman geçtikçe her iki takımın oyuncularının yeteneklerinin artması ile diğer taraftan hücum taktiklerinin gelişmesi ile savunmanın organize edilme durumu ortaya çıktı. Daha açık bir şekilde bir tek kaleci ve bir savunma oyuncusu dokuz forvet oyuncusu ile başa çıkamayacağı anlaşılınca savunmada daha fazla oyuncu bulundurma yoluna gidildi. İlk olarak forvetten alınan iki oyuncu ile 1-2-7 sistemini geliştirmişlerdir. Yani burada savunma oyuncusunun önüne koydukları iki haf oyuncu ile bu işi inancıyla işe koyuldular. Bu uygulama uzun bir süre devam etmiştir.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
                       
           
 
 
 
 
Şekil 3: 1-2-7 Sistemi Dizilişi
 
                                                                        
 
2.3.4. 2-2-6 Sistemi
 
            Bu oyun düzenini ilk defa İskoçya ortaya çıkarmış ve uygulamaya geçilmiştir. Sistemin özellikleri ile bu sisteme göre forvet oyuncularının sayısı 6’ya indirilmiş, defans da ise 2 bek ve 2 haf kullanılmıştır. Böylelikle İskoçya forvet hattından 4 oyuncuyu defansta tutmak sureti ile sağlanan faydanın daha fazla olduğunu ispat etmişlerdir.
           
            Bu uygulamadan sonra İskoçlar tek bekin yanına bir bek koymak suretiyle forveti 6 kişiye indirirlerken savunma oyuncuları çoğalmıştır. 2-2-6 sistemi ile bu uygulama İskoçlara oldukça fayda sağlamıştır. Çünkü 6 forvete karşı 4 savunma prensibi getirmişler ve düşünceleri yanılgı getirmemiştir.
           
            Buraya kadar gelişmeler futbolda hep savunma üzerinde işlenmiştir. Bundan sonra yani 2-2-6 sisteminden sonra forvet karşı dengeyi sağlamak için piramit sistemi geliştirildi. Savunma ile forvet arasında denge kurulmuş oldu.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
 
 
 
Şekil 4: 2-2-6 Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
 
2.3.5. 2-3-5 ( Piramit ) Sistemi
 
Bu sistemi 1883 yılında Cambridge Üniversitesi futbol takımı tarafından geliştirilmiştir. 1880’lere doğru ilk olarak İngiliz takımı Nottingham Forest 2 bekli, 3 hafla ve 5 forvet klasik sistemi uyguladı. Bu sistem uzun süre bütün takımlarca uygulanmıştır.
 
2-3-5 sistemindeki iki bek sürekli olarak kalecinin önünde durmaktaydı. Biri tehlikeli pozisyon belirdiği an yerinde önlemek için hareket ediyor, diğeri ise daha çok rakip santrforu kontrol ediyordu. İki yan haf ileri geri oynuyor ve rakip takımın iç ve açık oyuncularını takip ederler, orta haf ise bütün hücumları başlatan, bütün paslar kendisinde toplanan bir oyuncu, şef ve taktik yönlendiricisi olarak görev yapmaktaydı. Aynı zamanda rakip iç oyuncuları kontrolü nedeniyle önemli bir savunma görevi de yüklenmekteydi.
 
İleriki 5 forvetten içte oynayan ikisi, oyunun en hareketli oyuncularıydı. Bunların görevi üç ileri ucun ( iki açık, bir santrforun ) kendi arasında ve takımla olan bağını sürekli olarak sağlamaya çalışmaktır.
 
 
Şekil 5: 2-3-5 ( Piramit ) Sistemi Dizilişi
 
 
En gerideki iki savunma oyuncusu iki savunma hattı oluştururlar, ceza sahası içinde ve altı pasın önünde durarak hatları aşan topları uzaklaştırırlar. İkinci savunma hattı karşı takım hücum ettiğinde savunmaya yardım ederler. Fakat santrahaf daha ziyade altıncı adam olarak forvete yardımcı olmaktadır. Yan haflar karşı takımın iç ve açık oyuncularının hareket ettikleri hatların ortasında yer alırlar. Eğer belli bir karşıt oyunu marke etme görevi verilmemişse, yan haflar karşıt takımın iç ve açık oyuncularını izlerler. Hücumda planlamanın lideri sık sık derinlemesine oynayan santrafordur. Önceleri forvet oyuncuları hepsi bir hat üzerinde hücum yaparlardı. Sonra iç oyuncuları biraz geride kalmaya başlayarak savunma oyuncularından aldıkları topları forvet oyuncuların göndermeye başladılar.( Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
2.3.6. 1-4-2-3 ( Sürgü ) Sistemi
 
            Bu sistem Alman milli takımının eski oyuncularından Karl Rappan tarafından İsviçre’nin Servette kulübünde antrenör olduğu zaman uygulanmaya başlanmıştır. Ofsayt kaidesinde değişiklik yapılması üzerine bu duruma bir önlem getirilmek üzere düşünülmüştür.
 
            Sistem bir zaman sonra WM sistemi ile karşılaştırıldığında, her iki tarafa üstünlük ve zaafları ortaya çıkmıştır. Konuyu WM sistemi açısından ele aldığımızda WM akıncıları, sürgü sisteminin müdafaasını aşmakta güçlük çektikleri gibi, rakibin hücumdaki adam fazlalığından rahatsız oluyorlardı.
 
            Sürgü sistem için baş gösteren sıkıntı ise WM akımları ağırlık kazandığında sahadaki diziliş nedeniyle kontrol edemediği rakip oyuncuların çokluğundan doğuyordu.
 
 
Şekil 6: 1-4-2-3 ( Sürgü ) Sistemi Dizilişi
           
            Sistemin genel yapısı itibariyle müdafaa ağırlıklı mı yoksa hücum ağırlıklı mı olduğu konusundan uzun tartışmalar olmuştur. 1958’de Brezilyalılar, o sıralarda Avusturyalılar tarafından tatbik edilen değişik bir sürgü sistemi ele aldılar ve sürgü sisteminin değişik bir uygulaması olan bu yeni sistemle sürgü sistemi yenide hassasiyet kazanmaya başlamıştır, 1960’lı yıllarda.( Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
2.3.7. İsveç Sürgü Sistemi
 
            İsveçli oyuncular defansta daha fazla emniyet sağlamak amacı ile reorganizasyon yaptıkları zaman piramit sistem hala uygulanıyordu. Sürgü sisteminde, rakip takımın üç forvet oyuncusu iki haf ve bir bek oyuncusu tarafından marke edilmektedir. Ayrıca diğer bek ceza sahası içerisinde ihtiyat müdafii olarak yer almaktadır. Santrhaf ve iç oyuncularından ve bunların hücum yapmalarına engel olmaktadırlar.
 
Sürgü sistemi, ihtiyat müdafii üzerine kurulmuştu. Defansta fazladan bulundurulan bu oyuncu, ceza sahası içerisinde ileri-geri hareket ederek müdafaa hattını aşan rakibe markaj yapmaya hazır olarak bekliyordu. Eğer ihtiyat oyuncusu markaja girişecek olursa daha önce geçilen diğer oyuncu ihtiyat müdafii görevini üzerine almakta idi.(Demir, R. Fut. Ders Notları)
 
 
Şekil 7: İsveç Sürgü Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İKİNCİ OFSAYT KAİDESİ VE SONRASINDA GELİŞEN SİSTEMLER
 
Beynelmilel futbol federasyon birliği tecrübelerinin ışığı altında ve uzun toplantılar soncunda oyun kaidelerinde değişiklik yaparak 1925 yılında ikinci ofsayt kuralı olarak ta bilinen kuralı yürürlüğe koymuştur. 1966 yılından beri, uygulanmakta olan eski kural savunma oyuncuları için son derece elverişli idi. Bu eski ofsayt kuralına göre topun oynandığı anda rakip kale çizgisine daha yakın olan bir oyuncu ofsayt durumunda kabul edilirdi. Ancak rakip takıma mensup üç oyuncu kendi kale çizgilerine rakip oyuncudan daha yakın ulunuyorsa ofsayt söz konusu olmazdı.
 
Bu eski kural forvetlerin işlerini çok zor duruma sokuyordu ve bunun sonucu olarak ta çok az gol atılıyordu. Hücum oyuncusu topsuz olarak hemen hemen hiç rakip ceza sahasına giremiyor, çünkü rakip kale çizgisi ile aralarında üç oyuncunun bulunması gerekiyordu. Piramit sisteminin uygulanmasında, defans oyuncuları bu eski ofsayt kuralından en iyi şekilde yararlandılar. Genellikle beklerden biri ileri çıkarak hemen hemen orta çizgiye yakın bir yerde forvet oyuncuları da hücum kendi yarı sahalarından başlatmak zorunda kalıyorlardı.
 
Futbola karşı ilgiliyi artırmak içinde, beynelmilel futbol federasyonu ofsayt kuralını geliştirerek, rakip kale çizgisi ile atak yapan oyuncu (veya oyuncular) arasında iki. Rakip oyuncusu bulunması şartını getirdi.
 
Bu kural değişikliği oyuncu için sınırsız yeni imkânlar ortaya çıkardı. Çünkü, artık forvet oyuncuları ihtiyat müdafaanın ve önünde rahatça durabiliyor ve rakip kale defansı elverişsiz durma getirdi. Böylece defansta bazı değişiklikler yapma zorunluluğu ortaya çıktı. Derinlemesine pozisyon yerine bekler uzunlamasına pozisyon aldılar. Genellikle forvet oyuncuları, sayı bakımından daha fazla oldukları için santrhaf ikinci bir defans hattı üzerinde duran bu hattı kuvvetlendirmek zorunda kaldı ve işte bu ikinci ofsayt kuralı sistem değişikliklerine yol açtı. (Demir. R, Fut. Ders Notları)
 
 
2.3.8. 3-2-2-3 ( WM ) Sistemi
 
            1925’te takım kuruluşunun değişikliğe uğramasına yine ofsayt kuralı neden olmuştur. Oyun kuralını değiştirme ve koruma yetkisini elinde tutan uluslar arası kurul       ( İnternational Board ) ofsayt kuralını değiştirmeye karar vermiştir. Bundan böyle bir oyuncu toptan ilerdeyken kale çizgisiyle kendisi arasında iki değil, bir rakip (diyelim ki kaleci) kaldığında ofsaytta düşmüş sayılacaktı. Tabii bu kural forvetlere yeni olanak tanıyarak hücuma üstünlük kazandırıyordu. Öte yandan savunma oyuncularının bir kat daha dikkatli olmaları gereğini ortaya çıkarıyordu.
           
            İskoçyalı Jinny Hunter kalecinin önünde sürekli olarak bir üçüncü bek bulundurmak fikrini ilk düşünen kişi oldu. Böylece ileride tüm takımın yöneticisi olmanın yanı sıra savunmanında temel direği durumuna gelen santrhaf oyuncusu ortaya çıktı.
 
            Böylece 30 yıl boyunca tüm dünyada yaygınlık kazanarak kullanılan WM sistemi İngilizler tarafından ortaya çıkarılmış ve uygulamaya konulmuş oldu. (Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
            Bununla birlikte modern futbolun tarihinde ve geçmişinde büyük bir paya sahip olan bu sistem, taktik çalışmalarında ne unutulabilir ne de bir kenara atılabilir.(Horbin. 1990 s.38)
 
            Bu durumu formüle etmek için kafasını yoran ilk futbol adamı Arsenal London Kulübünün ünlü menajeri Herbert Chapman oldu. Chapman şöyle düşünüyordu.
 
1-     Kalecinin önündeki en tehlikeli kısım orta kısımdır. Burada rakip forvetler en müsait hareketlere sahiptirler. Bundan dolayı rakibin en tehlikeli hücum elemanı bu sahada oynayan santrafordur. Şu halde ben santrfor üzerine oynatmalıyım.
 
2-     Rakip hücumların kurucuları içlerdir. Şu halde, onları kuvvetli bir markajla etkisiz hale getirmeliyim. Bu gaye için iki yan hafımı kullanıp rakip açıkları beklerime marke ettirmeliyim.
 
3-     Kendi açıklarımla santrforumu da, ofsayt sınırına kadar ileri sürmeliyim.
 
Böylece geri kalan işlerle üç ileri forvetin diziliş şekilleri (W), geri çekilen orta haf ile diğer müdafilerin diziliş şekilleri (M) ye benzediğinden bu sisteme (WM) adı verilmiştir. Herbert Chapman bu sistemi ‘’önce emniyet’’ sistemi diye isimlendirmiştir.
 
 
Şekil 8: 3-2-2-3 (WM) Sistemi Dizilişi
 
Prensip itibari ile WM sisteminde kalecinin görevleri de diğer sistemlerle aynıdır, kalecinin önündeki ilk defans hattı üç bekten meydana gelir. Sağ ve sol bekler rakip takımın sağ ve sol açığını marke ederler (polis) olarak adlandırılan santrhaf ise rakip santraforu tutar, ikinci defans hattını teşkil eden haflar beklerle paralel durumda bulunurlar, görevi rakip iç oyuncularını marke etmektir. Esas fonksiyonları defansiftir, ancak müdafaa görevlerini aksatmayacak şekilde aktif olarak hücuma katılırlar.
 
            Forvette, içler geride olmak üzere hücum oyuncuları iki paralel çizgi üzerinde bulunurlar, içlerin görevi hücumları tanzim etmektir, ancak bu oyuncular defansa da yardımcı olular. Forvetin en ileri hattında bulunan açıklar ve santrafor rakip kaleye en yakın bulunan oyunculardır. Bu oyunculara genellikle tam hücum görevi verilir.(Demir,R. Fut. Ders Notları)
 
            Daha sonraları ceza sahası önünün diğer yerlere göre daha önemli olduğunun farkına varan Chapman orta alanı da kontrol altında tutan takımların daha başarılı olacağını düşünerek, iki içi orta saha oyuncusu ile iki dış orta saha oyuncularının savunma ve hücum davranışlarını gerçekleştirirken oyun alanında bir dörtgen ( sihirli dörtgen ) oluşturmalarını istemiş ve orta sahayı bu dörtgeni meydana getiren oyuncuları ile kontrol altıdan tutmayı başarmıştır. Rakibine baskı uygulamayı düşünen takımların iyi kademe yapamaması halinde arka taraflarında bıraktıkları boş alanı da süratli üç hücum oyuncu ile vurmayı düşünmüş ve bu düşüncesinde de başarılı olmuştur.
 
            Bu sistem değişikliği ile, oyun alanında görev alarak savunmayı oluşturan oyuncuların alan markajı uygulamasından adam markajı uygulamasına geçtikleri görülmektedir.
 
            Senelerce ‘’WM’’ Sistemi modern futbolun esasını oluşturmuştur.(Niyazi, İnal, A. 2004 S.226)
 
2.3.8.1. WM SİSTEMİNİN AVANTAJ ve DEZAVANTAJLARI
 
            En tehlikeli ve en parlak forvetleri etkisizleştiren bireysel markajın savunmadaki etkinliği ve oyuncuların hücuma ve savunmaya dengeli dağılımı sayesinde uzun yıllar kullanılmış ve başarılı olmuş olan WM bugün ölmüştür. WM'e ihanet edip onun ortadan kaldıran kör ve sıkı markaj sistemidir, aşırılık ve her zamana büyük değişimlere neden olur. Hücum ve savunma oyuncularının yüzyıllardan beri bitmeyen mücadelede hiçbir zaman pasif kalmamıştır. WM'i yenmek ve tahtından indirmek için hem hareketlerini hem de sayılarını artırmışlardır. 1949–1950 yıllarına doğru Paris'teki RACINA CULUP forvetlerinin topsuz oyun anlayışlarını geliştirerek canlı süratli bir markajdan sıyrılma taktiği uygulamaları, rakip takım oyuncularının tükenmesine ve savunmalarından büyük boşluklar oluşmasına yol açmıştır.
 
Nihayet 1952-1953 yıllarına doğru ortaya çıkan iyi santraforla hücum kavramı futbola köklü değişiklikler getirerek santrahafı ve onun sistemi olan WM'i ortadan kaldırdı. Sistemin kalkma kararı ve kararın uygulanmadı 25 Kasım 1953'de Londra'nın Wembley stadındaki tarihsel İngiltere-Macaristan maçında görüldü. Maçın tarihsel öneminin birinci nedeni İngiltere'nin kendi sahasında ilk kez yenilmesi ikinci nedeni ise muhteşem bir 11'nin ortaya koymuş olduğu 6-3'lük zafer ve ileride WM'i tahtından indirerek bütün dünyaya yayılacak olan yeni oyun anlayışının benzersiz bir hücum etkinliğine dayanıyor olması idi. Genelde WM'e hakkını vermek ve modern futbol üzerindeki etkisini görmek gerekir. Markaj kavramını buna karşı markajdan kaçma gerekliliğini ve özellikle nitelik ve sayı olarak orta sahaya hakim olmanın önemini futbola WM getirmiştir.(Demir, R. Fut. Ders Notları)
2.3.9. 3-3-4 ( MM ) Sistemi
 
Ofsayt kuralının çıktığı 1925 yılına kadar futbol, bol golü düşünen bir mantalite üzerine kuruluydu. Sistemler, 2-8, 2-3-5 gibi hücum ağırlıklıydı. Modern futboldaki bütün sistemlerin babası sayılan WM sisteminin 1930’lu yıllarda ortaya çıkmasıyla futbol, kendine bir iskelet buldu. Bu sistemi ilk defa Arsenal’in menajeri Chapmann pratiğe geçirdi. 1954 yılına kadar yaygın olarak kullanılan bu sisteme göre, geride defans M şeklinde kurgulanırken, orta saha ve forvet W şeklinde diziliyordu. Ne var ki İngilizlerin 1953 yılında Macarlara Wembley’de 6-3 gibi farklı bir skorla yenilmeleri bu sistemin sonu oldu.
 
Macarlar ise İngiltere’yi kendilerinin oluşturduğu MM sistemiyle bozguna uğrattı. MM sistemi, rakamsal olarak 3-3-4 şeklinde ifade ediliyordu. Macarlar o yıllarda Puskaş, Czibor, Koçis gibi oyuncularının da etkisiyle bu sistem sayesinde çok başarılı oldu. Ancak bu da fazla tutunamadı ve yerini Brezilyalıların iki stoperli 4-2-4 sistemine terk etti. Golü ve estetiği düşünen Brezilyalıların 4’lü defans kurgusu tezat gibi görünse de onlar sahada yine bol gol atarak 1958 ve 1962 Dünya Kupasını müzesine götürmeyi başardı. Bu sistemin özü santrforu ve iki açığı geri çekerek, sağ ve sol iç oyuncuları ileri sürmeye dayalıydı.(aksiyon.com.tr Kılıç, B.)
 
 
 
Şekil 9: 3-3-4 (MM) Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
2.3.10. Diyagonal Sistem
 
            Bu sistem 1958 yılına kadar Brezilyalılar ve bir kısım Avusturyalı takımlar tarafından tatbik edilmiştir. Sistemin en önemli özelliği şudur; oyuncular sahaya yayılırken daima hareket halinde olurlar ve belirli bir diyagonal şeklini çizerek görevlerini yaparlar.
 
            Bekler kalelerine paralel bir hat üzerinde değil, bu diyagonalin üst köşe ve yanlarında yer alırlar. İki yan haf içler diyagonalin yan kenarlarını, açıklarla santrafor da öteki kenar ve uç köşesini meydana getirirler. Bu sistem de WM’ den ilham alınarak ortaya çıkarılmış bir sistemdir. 1950 Dünya Kupasında Brezilyalılar bu sistem ile başarılı olamayınca diyagonal sistemi terk etmişlerdir.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
2.3.11. Beton Sistemi
 
            Bu sistem kökleşmemiş bir sistemdir. WM’in değişik bir uygulaması olup forvetten bir oyuncunun bütün müdafilerin gerisinde serbest olarak görev almasından ibarettir. Bu oyuncuya ‘’betoncu’’ derler. Karşı takımın kuvvetli olduğu hallerde uygulanır ve ne yazık ki oyunu çirkinleştiren bir sistemdir. (Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
2.3.12. Catenaccio ( Kilit ) Sistemi
 
            1953 yılından itibaren İtalya'da Alfredo Foni tarafından uygulandı. En belirgin özelliği müdafaanın arkasında serbest oynayan bir oyuncunun (libero) bulunmasıdır. Bu oyuncu müdafaayı yönetir, dörtlü müdafaadan kurtulan oyuncuyu durdurur. Ara paslarda dikkatlidir ve ara pasları almak için topun konumuna göre yer değiştirir, dörtlü müdafaadan hücuma destek veren oyuncunun yerini alır.(Demir, R. Fut. Ders Notalrı)
 
            İtalyan klüplerinin büyük paralar dökerek yabancı ülkelerden forvet oyuncuları getirmeleri, İtalyanların savunmaya önem vermeleri sonucunu doğurmuştur. Zayıf müdafaa oyuncuları, Milan, Juventus ve İnter’in yeni transfer bombaları karşısında tutunamıyorlardı. Bütçeleri dar olan klüpler, bu büyük takımlar karşısında ağır yenilgilere uğramamak için bütün güçlerini savunmaya verdiler. Dünyanın öteki ülkeleri WM’ den    4-2-4 sistemine geçerken İtalyanlar WM’ den ‘’süper defans’’ a geçtiler.
 
            Bir müdafaa oyunu olmasına rağmen süratli, mücadeleci forvet oyuncularına sahip olduğu zaman, kontrataklarla neticeye gitmek, bu sistem ile de mümkündür.
 
            Bu sistemin en karakteristik özelliği müdafaa kademelerinin en gerisinde oynayan bir serbest adamın ‘’libero’’ müdafaayı koordine etmesidir. 1953-54 yıllarında Milano’nun İnternazionale takımında antrenör olan Alfredo Foni tarafından uygulanmıştır. Bu sistemi İsviçre’ye götüren kişi ise ‘’Rappan’’ dır. Kilit sistemini daha önceleri İsviçre’de verrov sürgü sistemi olarak uygulanıyordu ve bu sistem milli sistem gibi milli takımlarda itibar görüyordu.
 
           
 
Bu arada öteki takımlar savunmaya gittikçe önem veriyorlardı. Atılan gollerin sayısında bir azalma görülmeye başlamıştı.
 
 
Sezon                                                 Takım                                                Gol Sayısı
 
1949-50                                             Juventus                                                 100 Gol       
 
1950-51                                             AC Milan                                               107 Gol
 
1951-52                                             Juventus                                                  98 Gol
 
1952-53                                                İnter                                                    64 Gol
 
1953-54                                                İnter                                                      67 Gol
 
            Bu sistem başlangıçta başarı kazandı. Büyük takımlar bazı maçlarda küçük takımlara gol atamaz, hatta onlara yenilir oldular.
 
            Ama bir oyuncunun başına iki oyuncu dikmek bir bakıma on kişi ile oynamak demektir. İtalyanlar, İsviçrelilerin ‘’sürgü’’ sistemini uygulayarak ideal bir çözüm yolu buldular. Ayrıca büyük bir takımda sadece santrfor değil, öteki forvet oyuncuları da tehlikeli oluyordu, hepsinin başına ikişer oyuncu dikilemezdi.
 
Catenaccio sisteminin belli başlı üç özelliği vardı:
 
1)      Karşı takımın forvetlerini yakından marke etmek.
 
2)      Geride, seken topları kontrol edebilecek serbest bir bek bırakmak.
 
3)      Karşı takımın orta saha oyuncularını kontrol etmek ve gerekirse hücuma katılmak için orta sahada iki ya da üç.oyuncu bulundurmak
 
Catenaccio sadece savunmaya dayanan olumsuz bir sistem olsaydı antrenörler arasından bu kadar rağbet görmezdi. Küçük takımlar kilit sistemini uygulayarak büyük takımlardan gol yememe başarısını elde etmekle kalmamışlar, bazen de gol atarak bazı maçları galip bitirmişlerdir. Bu yüzden sadece İtalyan antrenörler değil, dünyanın başka ülkelerinde ki birçok antrenör de Catenaccio’yu tek sistem olarak kabullenmişlerdir.
 
Bu sistem büyük zeka ve kondisyon isteyen bir sistemdir. Top karşı takım oyuncularının ayağına geçince oyuncular hemen geri çekilerek müdafaa pozisyonu alıyorlar.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
Şekil 10: Catenaccio ( Kilit ) Sistemi Dizilişi
 
 
 
2.3.13. 4-2-3-1 Sistemi
 
            Bu sistem 4-4-2’ye benzer. Ancak, orta alan ve hücum çeşitlemeleri daha zengindir. Savunmadaki diziliş ve mantık aynıdır. Orta sahada savunmanın önünde oynayan iki oyuncu çok önemlidir. Çünkü önlerinde oynayan üçlü değişken ve hareketlidir. Bu oyuncular kaybolan dengeyi sağlamak zorundadırlar.
 
            Bununla birlikte hücum sırasında atağa kalkan beklerin güvenliğini sağlayarak kontrollü oynamaları gerekir. Deneyimli, oyun bilgisi iyi olan oyunculardan seçilmelidirler. Bu iki oyuncunun önlerinde oynayan üç oyuncudan kenardakiler hem kanatları kullanıp hem de ileri merkezdeki oyuncuya destek sağlamalıdırlar. Ortada yer alan oyuncu ise oyunu yönlendiren, final paslarını atan ve aynı zamanda golcü bir oyuncu olmalıdır. Bu üç oyuncu birinci derecede hücumdan sorumludur. Bu sistemde ilerideki oyuncuyla birlikte dört hücum oyuncusunun olduğu düşünülmelidir.(Erdem, K. 2005 Futbolda Kenar Yönetimi s.92)

 


 
Şekil 11: 4-2-3-1 Sistemi Dizilişi
 
 
2.3.14. 4-2-4 Sistemi
 
            Bu sistemin ilk kez 1958 yılında İsveç’te düzenlenen Dünya şampiyonasında Brezilyalılar tarafından final maçında kullanıldığı görülmektedir. Sistem gereği dört savunma oyuncusu kendi kaleleri için iyi bir savunma bloğu oluşturur. İki bek yan yana oynarlarken bunlardan bir tanesi takıma hücuma çıktığı zaman orta alana doğru çıkarak orta saha oyuncularına yardımcı olur. Bekler, sürekli olarak orta bek tarafından korunular. İki orta alan oyuncusu takımın oyun kurmasını, hücuma çıkmasını ve rakip hücumlarda savunmalarına yardım etme görevlerini üstlenerek takımın tüm yükünü taşırlar. Oyun kuruculuk görevini yürütmeleri yanında savunmanın ön tarafındaki alanı da kontrol ederlerken, hücum anında ise hücumdaki arkadaşlarına destek olurlar. Dört hücum oyuncusundan iki tanesi oyun alanının kenarlarını kullanırlar. Bu oyuncuların görevleri ortada oynayan hücum oyucularına pozisyon hazırlamaktır. Orta hücum oyuncuları ise, kenar hücum oyuncularının hareketlerinin devamını gerçekleştirmeye çalışırken orta sahadan gelen arkadaşları boş alan yaratmaya çalışırlar. Buluştukları toplarla gol yapmaya çalışırlar. Sistemin en belirgin özelliği savunma dört oyuncu ile gerçekleştirilmekte ve savunmada güvenliği sağlamak büyük sorun teşkil etmemektedir. Ancak iki santrhaf arasında uyumun sağlanması ana şarttır. İki santrhaf arasındaki uyumun iyi olmaması ve orta sahanın iki oyuncu tarafından kontrol altından tutulmasının çok zor olması sistemin en büyük sıkıntısıdır. Bunun yanında hücumu gerçekleştirmekle görevli dört hücum oyuncusunun aynı hatta oynaması da bu oyuncuların takip tarafından kolay kontrol edilmesine neden olmaktadır. Büyük risk taşıyan bu sistemin günümüzde de bazı takımlar tarafından hala uygulandığı görülmektedir.(Niyazi, İnal, A. 2000 S. 229-230)
 
            WM sistemi, ana sistem olarak kabul edilmesine rağmen en verimli sistem olduğu konusunda yıllarca münakaşalara sebep olmuştur. Nitekim Brezilyalılar, 1985 Dünya Kupasında uyguladıkları 4-2-4 sistemi ile şampiyonluğa ulaşmışlar ve bunu 1962’de de aynı sistemle tekrarlamışlardır.
 
            Bu sistem ile futbol gelişmenin doruğuna ulaşmıştır. Zira 1860’da futbol beksiz oynanıyordu. 1870’de bir bek ile oynanmaya başlanmıştı. 1880’den 1930’a kadar 2 bekle oynanmıştır. 1930 yıllarıyla birlikte WM sisteminin getirdiği yenilikle futbol 3 bek ile oynanmaya başladı. 1958’den bu yana ise 4-2-4 sisteminin getirdiği anlayış ile 4 bekle oynanıyor. Bu sistem kullanılan dört defans elemanı kendi kaleleri için iyi bir savunma olanağı yaratmaktadır. İki orta oyuncu hemen hemen yan yana oynarlar. Takım hücum halinde iken bunlardan biri rakip kaleye doğru sokulur. Her iki orta saha oyuncusu maç boyunca son derece meşguldürler ve çok geniş bir hareket sahası içinde oynamaları gerekmektedir. Başlıca görevleri oyunu kurmak ve defansı etkin tutmaktır. Önde oynayan dört forvet özellikle hücum için hazırlanmışlardır. Sağ ve sol açıklar oyunun kurulmasında rol alırlar ve bu görevlerini orta sahada başlatırlar.
 
 
4-2-4 Sisteminin Karakteristik Nitelikleri
 
            Dört defans elemanı bulunduğundan kuvvetli bir müdafaa imkanı doğmaktadır. Orta oyuncular birbirlerini tamamlamalıdırlar, aynı zamanda birbirlerine destek olmalıdırlar. Özellikle iki santrhaf arasında uyum sağlanamaması durumunda sistem tehlikeye girebilir.
 
            Orta sahanın iki oyuncu tarafından tutulması yetmez. Buraya sadece yüksek koşma yeteneği ile teknik ve taktik yetenekli oyuncular yerleştirilmelidir.
 
            Hücum sırasında forvetlerin dördü de önde oldukları için kısmen daha kolay kontrol edilebilirler. Sol ve sağ açıklar rakip kalenin müdafaasına süratli ve tek hareketlerle geçmeyi denemelidirler. Bu arada isabetli ve iyi koordine edilmiş çift paslaşma yoluyla forvetlere kale alanında tehlikeli olma imkanı hazırlamalıdırlar.
 
 
Takım Görevleri
 
            4-2-4 dizilişinde dörtlü bek, adam adama markaj yapmayarak rakip takımın hücum oyuncularının kontrolünü birlikte yapmayı amaçlarlar. 4-2-4’ün futbol tarihinde büyük bir yer edinmesi, kolektif bir oyunun ve kolektif bilincin yeniden oluşturulmasıyla gerçekleşmiştir. WM sistemi bireysel güçlerin toplamından ibaretti. Oysa 4-2-4 kolektif oyunu zorunlu kılmakla modern futbolda dayanışmanın baş koşul olduğunu ortaya koymuştur.Bu kolektif çabanın kaçınılmaz ve hatta zorunlu olduğunu anlayabilmek için WM ve 4-2-4’ün oyun şemalarını yan yana koyup bakmak yeterlidir. Orta saha oyuncuları dörtten ikiye inmiştir. O halde görevlerini hafifletmek için onlara destek olmak gerekmektedir. Bu yüzden 4 bek ve 4 forvet oyuncusunun hiçbir zaman birbirinden uzaklaşmamaları gerekir. Bunu gerçekleştirmek için bir takım hücuma kalkar kalkmaz beklerin ilerlemesi, takım topu kaybedip savunmaya geçince de forvetlerin geriye gelmesi gerekmektedir.
 
Sistemin Dezavantajları
 
            Savunma açısından 4-2-4 en küçük bir bireysel hatanın oyunu bütünüyle çökerttiği kolektif markaj sisteminin tüm zayıflıklarını taşımaktadır. Aynı zamanda 4-2-4 sistemi forvet olsun savunma oyuncuları olsun sahadaki tüm oyuncuların dikkatli bir dayanışmasını ve özverisini gerektirmektedir. Bu özverinin olmaması durumunda orta saha oyuncuları, oyundan kopuk ve tek başlarına kalmaktadırlar. Zaten 4-2-4’den 4-3-3’e geçişte taktik açıdan orta sahanın önemi büyük rol oynamaktadır.
 
            Bunların yanı sıra unutmamalıyız ki, sistemin temelini oluşturan kısa paslı oyun az rastlanır türden bir bireysel üstünlük gerektirir; ancak bu üstünlük kolektif oyunun baş koşulu olan hareket özgürlüğü şut ve pas imkanlarını sınırlayıcı yoğun bir savunma karşısında her zaman iyi sonuç veremeyebilir.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
 
Şekil 12: 4-2-4 Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2.3.15. 4-3-3 Sistemi
 
            Bu sistemin savunma anlayışı 4-2-4 sisteminin savunma anlayışı ile büyük benzerlikler taşır. Dört savunma oyuncusu ile savunmanın kuvvetlendirilmesi amaçlanırken, orta alanın kontrolü için hücum oyuncularından bir tanesi orta alana çekilmiştir. Bir fazla (üç oyuncu) oyuncu ile orta sahanın kontrol altına alınması oyunun daha iyi kontrol edilmesini sağlamıştır. Savunmanın ön tarafındaki alanın, oluşturulan üç kişilik orta saha oyuncuları tarafından kontrol edilmesi, hücum anında beklerinde hücuma çıkabilmelerine imkan tanımıştır. Üç hücum oyuncusu rakibe topun kaptırıldığı an savunmalarına yardım için gelirler ve rakip oyunculara baskı uygulamaya çalışırlar.
 
            Sistemin iyi uygulanması halinde orta alan desteği nedeniyle savunmayı hep dengede tutmak mümkündür. Orta saha oyuncuları uygun durumlarda hücumu da destek olabilirler. Orta sahanın ortasında oynayan oyuncunun iyi olması durumunda oyunun temposu istenildiği gibi ayarlanabilir ve oyunun balansı daha kolay sağlanabilir. Orta saha oyuncuları ile savunma oyuncuları kendi koridorlarında pozisyon gereği daha kolay görev değişikliği yapabilirler, bu da rakip savunma oyuncularını daha zor durumlara sokabilir.
 
            Pozisyon değişiklikleri sistemin karakteristik yapısı gereği sürekli yapılmalıdır.
 
            Orta saha oyuncularının bir tanesi sağda, bir tanesi solda diğeri de tam ortada yer alırlar. Üç orta saha oyuncusu oyun alanının enine doğru alan savunması yaparak oynarlar. Bu üç oyuncu, oyun alanları birbirine girmiş olarak pozisyonlar gereği hem hücum hem de savunma görevlerini bir arada sürdürmek zorundadırlar.
 
            Hücum oyuncuları da kendi pozisyonlarına göre orta saha oyuncularının önünde alan savunması yaparak takımın defans oyununa yardımcı olurlar. Bu gelişme adam-adama oynayan açık hücum oyuncularının çizgiden kurtarıp değişken oynama imkanı sağlamaktadır. Top kaybında ise, hücum oyuncuları da rakibe baskı uygulayarak savunmalarına yardımcı olmak zorundadır. Oyun alanında takımın bu sistem doğrultusunda dağılımı, hem dengenin daha kolay sağlanmasına hem de oyun alanının daha ekonomik kullanılmasına vesile olmuştur. Sistemin uygulama aşamasında oyuncuların oyun alanındaki dağılımlarında, oyuncularının ferdi özelliklerinin dikkate alınması yanında takımda çeşitli mevkilerde görev verilen oyuncuların, mevkileri nedeniyle uygulayacakları markaj tekniğinde başarılı olmaları sağlanmıştır.
 
            Savunmada, bir savunma oyuncusu en sonda ve libero olarak alan markajıyla oynarken, savunma bloğunu oluşturan üç savunma oyuncusu da adam markajıyla savunmada gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamışlardır. Libero oynayan savunma oyuncusunun rakibi ofsayt tuzağına düşürebilmek amacıyla savunma bloğu içine girerek çizgi halinde savunma yapması da sistemin sağladığı bir başka avantajdır. Bu sistem ile orta alan oyuncuları yeteneklerine göre oyun alanında arkadan öne doğru dizilerek alan ve adam markajını kombine olarak kolayca yürütmüşlerdir.
 
            4-3-3 sisteminde orta saha oyuncuları kendine has özelliklerine göre arkadan öne doğru dizilebilirler. Geride oynayan orta saha oyuncusu daha çok rakibin kendi kalesi önünde etkili olmasını engellemeye çalışırken defansına yardımcı olma görevini de taşır. Bu görevinden dolayı ‘’ Savunma özellikli orta saha oyuncusu ‘’ ismini alır. Görev yeri orta sahanın hemen arkasıdır.
            Kendine özel hücum anlayışından ( gol alanlarında tehlikeli oyun kuruculuk üstünlüğünde ) ileriye dönük oynayan oyuncu hücum oyuncularının arkasında yer alır.Orta saha oyuncularından ortada oynayan oyuncunun kondisyonun çok iyi olması gerekir. Bu oyuncu savunma ile hücum arasındaki bağlantıyı sağlayan oyuncudur. Bu tür görev yürüten oyunculara ‘’top taşıyıcı’’,’’top dağıtıcısı’’ ve ya ‘’orta sahadaki çalışkan karınca’’ gibi isimler verilir.
 
            Bu sistem gereği orta sahada geriye dönük oynayan oyuncular, rakibin ileri doğru oynayan oyuncuları ile, bunun tersi görevi yürüten orta saha oyuncuları ise rakibin orta oynayan oyuncuları ile oynamak zorundadırlar. Oyun şekli alan ve adam savunmasının kombine edilmiş şeklidir. Bu durumda genellikle oyuncular arasından pozisyon değişikliği olmaz; fakat birbirine yardımcı olurlar. İleriye dönük orta saha oyuncusu rakibin defansa dönük orta saha olarak oynayan oyuncusunun ileriye çıkmasını engellemeye çalışır. Tecrübeli ve yetenekli birçok orta saha oyuncusu alan savunmasından oynarlar. Enine bir doğru bir orta saha dizilişinde her oyuncunun kendi göre bir alanı vardır. Böylece her orta sahası oyuncusu kendi alanında hem geriye hem de ileriye dönük oynamak zorundadır. Bu görev dağılımında orta saha oyuncularının görevleri açık net olarak belirlenmiştir.
 
            4-3-3 sistemi içinde top taşıyıcı olarak görev yapan orta alan oyuncularının savunma ile hücum oyunu arasında bağlantıyı kurmak ve hücumu desteklemek hücum görevleri yanında, rakibin orta sahasında oynayan orta saha oyuncusunu tutmak ve savunma oyuncularını desteklemek gibi savunma görevleri vardır. Sistem gereği savunma özellikli orta saha oyuncusunun hücum kurarken arkadan arkadaşına yardımcı olmak, duruma göre arkadaşlarıyla pozisyon değiştirerek kontratak sağlamak, hücum ağırlıklı oynayan libero ile görev değişimi yapmak gibi hücum görevleri yanında, rakip takımın hücum ağırlıklı oynayan orta saha oyuncusunu tutup oyundan düşürmek ve kendi orta saha oyuncularının arkasındaki alanı savunmak gibi savunma görevleri de vardır.
 
            Oyun kurucu orta saha oyuncusunun savunma ile hücum arasında bağlantı sağlamak, hücumu desteklemek gibi hücum görevleri, hücumda oyun kurmak, rakip takımın orta sahanın ortasında oynayan oyuncuyu tutmak ve kombine alan-adam savunması uygulayarak rakibin hücum kurmasını geciktirmek gibi savunma görevleri vardır. Dış orta saha oyuncusunun hücumu kuvvetlendirmek ve kendi savunma alanından orta sahaya çabuk geçerek hücuma çıkmak gibi hücum görevleri kendi tarafında oynayan savunma oyuncusuna destek olmak, orta sahanın kenarlarında alan savunması yapmak gibi savunma görevleri vardır.
 
            Kenar orta saha oyuncusu sistem gereği, orta sahada alan savunması yaparak oynar. Sağ ve sol orta saha oyuncuları kendi koridorlarında savunmadan hücuma top çıkarmaya çalışarak, kendi tarafından gelişen hücumlara katılıyor.
 
            Sistemin arzulanan şekilde uygulanabilmesi için yetenekleri üst düzeyde mücadele gücü yüksek ve oyun anlayışları çok iyi olan oyunculara sahip olmak şarttır. Rakip takımın hücumda etkinliğinin fazla olmadığı durumlarda ve deplasman maçlarında iyi kontratak yapabilecek oyunculara sahip takımların sonucu elde etmek için oynayabilecekleri bir sistemdir.(Niyazi, İnal, A. 2004 S.231-233)
 
 
 
Takım Görevleri
 
            Modern 4-3-3’te dayanışma ve kolektif ruh, şimdiye kadar görmüş olduğumuz bütün oyun sistemlerinde olduğundan çok önemli ve gereklidir. Rakibe karşı sayıca üstünlük matematiksel gerçeği takımın her oyuncusu iyice anlamış olmalıdır. Kalesini koruyabilmek için savunmada bire karşı iki oynamak, kolay gole gidebilmek için hücumda bire karşı iki oynamak gerekir.
 
            Bu gerçek oyuncuların tümünün fizik ve moral açıdan çok güçlü olmalarını ve birbirlerini sürekli yardım etmelerinin kaçınılmaz olduğunu gösterir. Bir başka değişle tüm oyuncuların her an hazır olmalarını ve oyunun her durumuna katılmak zorunludur. Top rakip takımda iken hücum oyuncuları bir anda savunma oyuncularına yardıma gelerek, top kendi takımına geçince de bütün takım bir anda hücuma yönelecektir. Takım homojen bir birlik oluşturursa 4-3-3 sisteminin üstünlüğü hemen belli olur.
 
Sistemin Dezavantajları
 
            Liberolu sistem gibi 4-3-3 de yüksek bir kondisyon ister. Bu nedenle, bütün oyuncuların güçlü olmasını gerektiren ve en ufak bir bireysel hatanın çok olumsuz sonuçlar doğurabildiği böyle bir sistemde fizik gücün korunması ve teknik üstünlüğün geliştirilmesi bir sorun olarak ortaya çıkabilir.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
 
Şekil 13: 4-3-3 Sistemi Dizilişi
 
 
 
2.3.16. 1-3-3-3 ( Liberolu ) Sistemi
 
            Sistemin en belirgin özelliği savunma ağırlıklı bir dizilişe sahip olmasıdır. Savunma bloğunun sahada dizilişi, üç savunma oyuncusunun arkasında bir oyuncunun (libero) bulundurulması esasını taşır. Bu oyuncu rakip oyuncularından her hangi birisini tutmak görevi taşımaz ve boş alanda stoperlerin arkasında oynar. Bu diziliş stoperlerin yakın adam markajı yapabilmelerine imkan sağladığı gibi, kendilerini geçen top ya da rakip oyuncunun libero tarafından kontrol altına alınacağını bilmesi nedeniyle savunmadaki tehlikeyi en aza indirmektedir.
 
            Libero son oyuncu olarak oyun alanında arkadaşlarının ve top ile rakip oyuncuların pozisyonlarına göre pozisyon alır. Savunmasının önünde oynayan stoperleri sürekli uyararak kolayca yönlendirebilir ve pozisyon hataları yapmalarını önlemeye çalışır. Sistemin uygulama aşamasında liberonun sadece savunma amaçlı görevi yoktur. Libero, aynı zamanda uygun pozisyonlar bulduğu an oyun içinde hücuma yönelik davranışlar da sergilemektedir. Liberonun sürpriz olarak hücuma çıkması, rakip savunma oyuncularını zor durumda bıraktığı gibi kendi takımı lehine avantaj sağlamasına da imkan tanır.(Niyazi, İnal, A. 2004 S.234)
 
Takım Görevleri
 
            Libero, önündeki takım arkadaşlarına tam bir adam adama markaj imkanı sağlamaktadır. Liberonun pozisyonu nedeniyle ön taraftaki stoperlerin top kaçırma sonrasında oluşabilecek risk en aza indirilmiş olur. Libero arkadaki pozisyonu sayesinde oyunu mükemmel gözetleyebilmekte, tüm defansı yönetmek ve kontrol etme imkanı bulmaktadır.
 
            Liberonun fonksiyonu sadece defansif faaliyet olarak kısıtlanırsa, bu sistem başarılı olamaz ve ofansif bir çıkarılmasını önler. Liberolu oyunlarda defans organizasyonunun özellikle oyun kurma ve hücuma yöneltme bakımından büyük önemi vardır. Libero ansızın hücuma geçtiği takdirde rakip tarafından kontra tedbir alma zorunda kalması tabiidir; çünkü bu rakibi sadece bazı şartlar altında etkisiz kılmak mümkün olabilmektedir. Liberonun defans sahasında oyun kurma imkanları çok ve önemle üzerinde durulacak kadar faydalıdır.
 
Karakteristik Nitelikleri
 
            Bir libero ile oynayan sistemlerde azami bir defans organizasyonu kurma imkanı sağlanabilmektedir. ( Rakip tarafından yapılan hücum formasyonuna göre adapte edilmiş bir defans )
 
            Defans elemanlarının görevlerini daha açık bir şekilde tespit edilmesini mümkün kılar.
 
            Libero kendi pozisyonunda oyunu iyi yönetmek imkanını bulur. Uygun durumlarda hücum için her hangi bir risk düşünmeden kaleye dalışlar yapabilir. Çünkü belirli bir rakip oyuncuyu marke etmek gibi bir görevi yoktur.
 
            Sistem topu elinde tutan oyuncu ile libero arasında dikkatli bir koordinasyonunu gerektirmektedir.(Marancı, E. 2000 Bit. Tezi)
 
 
 
Şekil 14: 1-3-3-3 ( Liberolu ) Sistemi Dizilişi
 
 
2.3.17. 3-4-3( Vario ) Sistemi ( Değişken Sistem )
 
            Bu sistem 3-5-2’nin daha çok hücuma yönelik oynatılması düşüncesinden doğmuştur. Savunma kurgusu aynı şekildedir. Orta alan 4-4-2’nin orta alan kurgusuna benzer. İleri üçlü, 4-3-3’ün hücum kurgusu gibi ya da iki hücum oyuncusu ve onlara destek veren, orta alandan hücum kulvarlarını değişken olarak kullanabilen bir oyuncudan oluşturulur. Bu sistemde genellikle hücumda daha avantajlı olunabilir. Ancak savunmada ve orta alanda, rakibe daha fazla pozisyon şansı tanınması göz ardı edilmemelidir.
 
            Bu sistemin de iki farklı şekilde dizilişi ve yorumlaması yapılır. Orta sahada bir ön libero, iki yanında iç oyuncular ve onların oynayan ileri orta saha oyuncusu vardır ki bu oyuncu, önünde oynayan merkez hücum oyuncusuna yakın yerdedir ve birbirlerine pozisyon hazırlarlar. İleri üçlüde, kenarlarda oynayan açık oyuncular daha çok bu kulvarları kullanarak orta ve şut pozisyonu bulmaya çalışırlar. Diğer dizilişte, orta sahanın merkezini iki savunma özellikli oyuncu kontrol eder. Bu durumda, kenar orta saha oyuncuları kanatları daha fazla kullanırlar. Bu arada ilerdeki üç oyuncu birbirleriyle deplasman yaparak değişken bir şekilde oynarlar.(Erdem, K. 2005 Futbolda Kenar Yönetimi S.99)
 
 
Vario’nun Oynama Şekli
 
            1) Orta sahada sabitleştirecek
            2) Hücumu güçlendirecek
            3) Müdafaaya yardım edecek
 
            Buna göre vario tek yönlü oyuncu değil, çok yönlü görev yapan kişidir. Top ayağında olan, kendisine yakın olan takım arkadaşına devamlı yardım eder ki, o bölgedeki oyuncu sayısı çoğunluğunu elde etmek için. Merkez pozisyonu itibarı ile dayanıklılık kapasitesi yüksek ve taktik oyun anlayışı yüksek olması gerekir.(Marancı, E. 2000 Bitirme Tezi)
 
 
 
Oval Belirtme Çizgisi:   Vario           
Şekil 15: 3-4-3 ( Vario ) Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2.3.18. 4-5-1 Sistemi
 
            Bu sistem savunmaya yönelik bir oyundur. Savunmanın yükünü hafifletmek amacıyla hücumdaki oyuncu sayısı azaltılmış, savunma ve orta alanda fazla sayıda oyuncu bulundurularak savunma daha da güçlendirilmiştir. Bu sistemin mantığı, öncelikle savunma yapmak ve ani atakla da hücuma geçmektir. Bu sistemde, oyuncuların alan paylaşımında en fazla zorluk çeken, ilerde tek oynayan hücum oyuncusudur.
 
            Savunma alan savunması yaparak oynar ve 4-4-2’deki gibidir. Orta alanda farklı olarak hücumdaki tek oyuncunun arkasında oynayan, orta saha özelliklerinin yanı sıra hücum yapabilme özelliklerini taşıyan bir oyuncu vardır. Orta sahanın kenarlarındaki oyuncular ise ani ataklarda hücumda hızlı bir şekilde çoğalmayı sağlayabilecek yapıda oyunculardan oluşturulur.
 
            Günümüzde bu sistemi oynayan takımlar, bu oyunun anlayışını daha farklı şekillerde uygulayarak savunmada ve hücumda daha etkin olabilmektedirler. Orta alandaki oyuncuların değişken oynamaları ve daha çok hücum çeşitlemeleri uygulayabilmeleri pozisyon zenginliğini arttırmaktadır.(Erdem, K. 2005 Futbolda Kenar Yönetimi S.97-98)
 
 
 
Şekil 16: 4-5-1 Sistemi Dizilişi
 
 
 
 
 
 
2.3.19. 3-4-2-1 ya da 3-6-1 Sistemi
 
            Bu oyun sisteminde amaç, orta sahayı kalabalık tutarak daha fazla oyuncuyla rakibin oynama alanını daraltarak orta alandan hücuma sürpriz oyuncular kaçırıp gol fırsatları yakalamaktır. Bu sistem üçlü savunma (liberolu veya liberosuz olabilir.) önlerinde savunma özelliği iyi olan iki orta saha oyuncusu (bu oyuncular hücuma çıkan kenar oyuncuların desteğinde kalırlar.) kanatlarda iyi hücum yapabilen, özellikle iyi orta yapabilen kenar orta saha oyuncuları, bunların da önünde, orta saha özellikli iki hücum oyuncusu ve ileri merkezde tek oynayan bir hücum oyuncusu şeklindedir. Sisteme uygun oyuncular seçilerek iyi uygulanırsa, hem savunma hem de hücumda avantajlı bir sistemdir.( Erdem, K. 2005 Futbolda Kenar Yönetimi S.99-101)
 
            Son dönemlerin kullanılan sistemlerindendir. 3-5-2 sisteminin özelliklerine benzemesine rağmen hücum durumunda çeşitli değişiklikler göstermektedir. Oyuncuların burada değişik görevleri üstlenmeleri gerekmektedir. Tek forvetle uygulanan bu sistem forvet oyuncusunun özelliklerine göre başarılı olmaktadır. Çünkü bu oyuncu çok koşan, mücadele eden, presi bırakmayan, uzun boylu, teknik, hava toplarını alabilen ve gol özelliği olan oyuncu olmalıdır. Orta sahadaki 6 oyuncu ise defans ve forvete nazaran daha kısa, teknik, bilekleri yumuşak, mücadeleci ve yaratıcılığı gelişmiş oyunculardan oluşmaktadır. Defanstaki 3 oyuncu ise mücadeleci, uzun boylu, süratli ve gerektiği kadar teknik olmalıdır. Hava toplarında başarılı ve oyunu geriden kurabilen oyuncular olmalıdır.(Marancı, E. 2000 Bitirme Tezi)
 
 
 
Şekil 17: 3-4-2-1 veya 3-6-1 Sistemi Dizilişi
 
 
2.3.20. 3-5-2 Sistemi
 
            Sistem gereği oyuncuların oyun alanında dağılımları, üç savunma oyuncusu önünde beş orta saha oyuncusu ve onların önünde yer alan, iki ileri uç oyuncusu şeklindedir. Savunma oyuncularından bir tanesi en son oyuncu yani libero, diğer iki oyuncu ise libero önünde ve rakip hücum oyuncularını kontrol altında tutan stoperlerden oluşur.
 
            Orta sahada görev alan oyunculardan bir tanesi, savunma bloğu önünde bölge savunmasında kullanılmak amacıyla stoperlerin ön-orta kısmında yer alır. Ön kesici rolündedir. Rakip takımın hücumda kullanacağı yan ve derin pasları karşılamak ve önlemek görevini yürütür. Aynı anda topu takımının kazanması halinde hücum kurucusu görevini de yürütür. Hücumda top kaybedilmesi durumunda da rakip sahada rakibe baskı uygulayarak rakibin hücum kurmasını engellemek görevini yürütür.
 
            Geri kalan dört orta saha oyuncusunun iki tanesi merkezde, iki tanesi de yanlarda ve stoperlerin önünde yer alırlar. Yanlarda oynayan orta saha oyuncuları oyun alanını enlemesine açmak ve bu genişliği kullanmak amacı taşırlarken ortada oynayan orta alan oyuncuları da savunma ve hücum kurgularında görev alırlar.
 
            İleride oynayan iki hücum oyuncusu ise, topun rakibe kaptırıldığı durumlarda rakip savunma oyuncularının driplingine engel olmak yanında, topa kendi takımlarının sahip olduğu durumlarda, takım arkadaşlarına boş alan yaratmak görevi taşırlar. Rakibin iki hücum elemanı stoperler tarafından adam-adama kontrol edilirken üçüncü oyuncu libero görevini üstlenerek alan savunması yapar.
 
            Son zamanlarda bir çok takım tarafından kullanılan 3-5-2 sistemi ile orta alanın kuvvetlendirilmesi amaçlanmıştır. Böylece hem savunmada hem de hücumda iyi uygulanabildiği durumlarda büyük avantajlar getiren bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
            3-5-2 sisteminde tüm oyuncuların sistem gereği yerine getirmesi gereken görevleri hatasız gerçekleştirmesi sistemin başarılı olabilmesi için tek yoldur. Diğer sistemlere nazaran bu sistemde kaleci dışında tüm oyuncular çok farklı görevleri yürütmek zorundadır.
 
Sistem Gereği Mevkilerine Göre Oyuncuların Görevleri
 
            Libero, kendi görevleriyle birlikte stoperlerin ve beklerin görevlerini de yerine getirebilecek özellikler taşıması yanında, hücuma da çıkabilmelidir.
 
            Stoper, kendi görevleriyle birlikte kanat savunucu oyuncuların ve orta saha oyuncularının görevlerini de yerine getirebilecek özellikler taşımalıdır.
 
            Sağ ve sol kanat oyuncuları, bek, orta saha ve hücum oyuncularının görevlerini yerine getirebilecek özellikler taşımak zorundadır.
 
            Savunma ağırlıklı orta saha oyuncusu, bir tür ön libero görevi yürütmesi yanında, savunma ve hücum için gereken özelliklere noksansız sahip olması şarttır.
 
            Sağ ve sol iç-orta saha oyuncuları, savunma ve hücum davranışlarını yerine getirebilecek özellikleri taşımaları yanında oyun kurucu olarak çok yüksek teknik kapasiteye sahip olmaları ve hücum oyununa katılarak gol çabalarında başarılı olmaları gerekir.
 
            Sağ ve sol uç oyucuları, gol meziyetleri üst noktada olan, çabuk, süratli ve iyi top kullanabilecek özelliklere sahip olmaları yanında iyi hücum presi yapabilmeli ve orta alandan desteğe gelen arkadaşları için saha boşaltabilmelidirler. Yüksek toplarda başarılı olmak kadar, topla yapacakları birleşik hareketlerde de rakibe üstünlük sağlayabilmelidirler.
 
 
 
3-5-2 Sisteminin Avantajlı Yönleri
 
            Topun oyun alanında kazanıldığı her yerden anında hücuma çıkmak mümkündür.
 
            Boş alan yaratmak kolaydır ve bu alanların kullanabilmesi için sayısal üstünlük kolay sağlanabilir.
 
            Kanat oyunlarıyla sağ ve sol taraflarda iyi savunma gerçekleştirebildiği gibi, üçgenler oluşturarak iyi hücumlarda gerçekleştirilebilir.
 
            Savunma bloğu gerisinde emniyetli paslaşmalar mümkün olabildiği gibi, dik oynayabilmek kadar yanlara ve geriye doğruda her zaman oynanabilir.
 
            Libero ile merkezi orta saha oyuncusunun her pozisyonda değişerek hücuma katılma şansı vardır.
 
            Sistem gereği oyun alanındaki dağılımın istenildiği gibi gerçekleştirilmesi halinde, rakibe kullanabileceği boş alan bırakılmaz.
 
            Sağ ve sol kanat oyuncuları ile sürekli değişik hücum davranışları gerçekleştirilebilir.(Niyazi, İnal, A. 2004 Futbolda Eğitim Öğretim S.241-242)
 
 
 
3-5-2 Sisteminin Dezavantajları
 
            Rakip forvetler, stoperleri kenarlara çektiklerinden savunmada kademe kaybolur.
 
            Orta sahada kenarlarda oynayan oyuncuların geri dönüşleri geç olduğunda rakibin bu koridorları kullanması tehlike yaratır.
 
            Sisteme uygun oyuncu tiplerinin yeterli sayıda olmaması her hatada organize oyunu bozar, rakibe avantaj sağlar.
 
            Orta sahanın hücumu destekleyememesi, forvetin sonuca gidici gücünü azaltır.(Marancı, E. 2000 Bitirme Tezi)
 
Şekil 18: 3-5-2 Sistemi Dizilişi
 
2.3.20.1. Teknik, Taktik ve Felsefe Olarak 3-5-2
 
            4-4-2’ye göre daha yeni bir sistem olarak karşımıza çıkan, 3-5-2 sisteminde, 4-4-2’ye nazaran ikinci bölgede, yani orta alanda daha fazla oyuncu bulunmaktadır. 1.bölgeden(defanstan) bir oyuncuyu, 2. bölgeye, yani orta alana çeken bu sistemde, temelde orta alanın hakimiyeti sağlanarak, sonuca gidilmesi amaçlanmaktadır. Bu sistemde defansta 3’lü bir kurgu oluşturularak yapılan savunmada libero’nun, orta alana ve forvete destek vermek anlamında da kanat oyuncularının, görevleri itibariyle özel yeteneklere sahip oyuncular olmaları gerekmektedir. Bu sistemin zaman zaman rakibin durumuna göre, 3-4-1-2 veya 3-4-2-1 şeklinde de değişik varyasyonlarını görebilmekteyiz.
3-5-2 sistemi genel olarak, (biçimsel değişiklikler gösterse de) temel itibariyle; alan savunması şeklinde veya adam adama liberolu savunma ya da her ikisinin karışımı şeklinde oynanmaktadır. Ancak bu sistem alan savunmasıyla daha çağdaş bir görüntüye ulaşmaktadır. Bu nedenle geri üçlüde yer alacak oyuncuların birbiriyle uyumu ve kademe anlayışları, dörtlü savunmada olduğu gibi üst noktada olmak durumundadır. Buna mükemmel örnek olarak, günümüz Beşiktaş’ının A.Yıldırım, Ronaldo ve Zago’dan oluşan defans üçlüsünü verebiliriz.
Dörtlü savunmaya göre, savunma güvenliği biraz daha bu sistemde riske edilmektedir. Zira, rakibin hareketli forvetleri karşısında, zaman ve alan olarak kendisini ayarlayamayan müdafaa oyuncuları, alan değiştirme ve kademeye girme zamanlamasında gecikmeli bir karara sebep olmaları durumunda, rakibe ciddi pozisyonlar vermektedir. Bütün zon defanslarda, bu sorun maalesef yaşanmaktadır. İşte libero’nun önemi burada ortaya çıkmaktadır. Sahadaki bir komutan olarak, defanstaki oyunculardan birisi bir forvet kaçırdığında, libero markaj görevi yapmaktadır. Adam adama oynanan 3’lü defansta ise; her oyuncunun görev tanımı net olarak yapılmıştır. Ani karar verme ve zamanlama hatası yapmak gibi risk doğurucu faktörler minimum düzeydedir. Bu durum bir teknik ve taktik avantaj olarak görülse de, aslında adam adama savunmada, rakibin taktik ve oyun anlayışına göre savunma yapıldığı için, oyuncular efektif ve verimli kullanılamamaktadırlar. Etken değil, edilgen bir felsefe ve oynatmamaya yönelik bir oyun anlayışı temelinde kurgulanacak savunma hattı ile bir yandan estetikten uzaklaşılırken; diğer yandan da kazanmaya değil, kaybetmemeye yönelik bir mantalitenin esiri olunmaktadır. Bu anlayışın top klas takımlarda kendisine hiç yer bulamadığını da burada belirtelim. Büyük takım olarak nitelendirdiğimiz, sistem yani amaç takımlarının, temel felsefelerinin kazanma odaklı olmaları, adam adama savunma anlayışının, bir sistem olarak uygulanmasına izin vermemektedir. Sonuç takımlarının sıklıkla başvurduğu, futbolu çirkinleştiren ve çoğu zaman da sonucun hüsran olduğu bu uygulama üzerinde daha fazla durmaya gerek görmüyorum.
Zon müdafaa ya da alan savunmasına baktığımızda, üçlü defans bloğunda sağ, sol ve orta bölgeler paylaşılmıştır. Yani, sahayı boyuna 3 eşit alana böldüğümüzde oyuncuların da görev yerleri kendiliğinden belirlenmiş olur. Her üç oyuncu da markaj sorumluluğundan kaçamaz. Rakibin hareketli forveti yer değiştirdiğinde, defans oyuncusu, alan değiştiren forveti diğer arkadaşına bırakır. Burada ofsayt taktiği uygulamak, dörtlü savunmaya göre son derece zordur ve çoğu zaman ciddi hatalara ve sonuçta da gole sebep olunabilmektedir. Bu nedenle, ofsayt taktiğini, akının yapıldığı kanadın tersindeki oyuncunun uygulayıp, yönlendirmesi daha akıllıcadır. Ortada oynayan ve çoğu zaman da libero olarak görev yapan oyuncu, bu taktikte, merkez olarak döner ve akının yapıldığı taraftaki oyuncunun kademe güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Sistemin etkinliği, tamamen orta beşlinin bol isabetli paslaşmayı sağlayabilmelerine bağlıdır. “…gereğinde her bölgede rakipten bir fazla adamla pratik çoğalma şansınızın beklentisi, size 15-20 isabetli pasa çıkan sahaya yayılma ve oyun kurma imkanı sunmalıdır.” (Doğan Koloğlu, “Sistem Sorunu”, Vatan Gazetesi, 26.03.2003)
3-5-2’de, orta sahada yer alan beş oyuncudan ikisi kanat oyuncusu olup; bu oyuncular önlerindeki 70 metrelik kendilerine ayrılan alan içinde, hem açık hem de bek olarak oynamak durumundadırlar. Devamlı bu koridorda gidip gelecek, bir nevi “vargel” görevi yapacak bu oyuncuların, hem son derece gelişmiş ofansif ve defansif anlayışlarının olması; hem de bu hareketliliği sırtlayabilecek üstün fizik-kondisyona da sahip olmaları gerekmektedir. Diğer orta saha oyuncuları ise, defans ile forvet arasında koordinasyonu sağlamakla yükümlüdürler. Bu sistemde kanat oyuncuları, üstlendikleri fonksiyonlar ve sahip oldukları yetenekler bakımından özel oyuncular olup, görev anlayışları gereği, oyuna genişlik ve hız kazandırırlar. Beşiktaş’ta sol tarafta İbrahim, sağ tarafta da Kaan Dobra, yukarıda anlatılan özelliklere sahip oyuncular olarak örnek verilebilir. 4-4-2 oynamakla birlikte, bazen maç içinde 3-5-2’ye dönen Galatasaray’da ise, sağ tarafta oynayan Prates kanat oyuncusu olarak görevini en iyi yapan oyunculardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı görevi Trabzonspor’da sağ kanatta yapan Gökdeniz Karadeniz de, Türkiye’nin en iyi kanat oyuncularından birisidir.Bu sistemde orta alan daha güçlü kılınarak, oyun kopartılmaya çalışılırken; “3-5-2 sisteminin en büyük hendikapı: Orta sahaya 5 oyuncu koyarken, defanstan çalınan bir adamın eksikliğini rakibe gol pozisyonu fırsatı karşılığı olarak vermek” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.(Doğan Koloğlu, a.g.m, Vatan)
2.3.21. 4-4-2 Sistemi
 
            Bu oyun sistemi, 4-3-3’e göre, orta alanın, bir oyuncu ile daha güçlendirilmesi amacıyla uygulanmaya başlanmıştır. İlk zamanlarda savunma kurgusu, bir serbest oyuncu (libero) ve adam adama oyuncudan oluşurken, günümüz 4-4-2 oyun sistemi anlayışında dörtlü zincir şeklinde alan savunması yaparak oynanmaktadır. Böylece bu sistem, görünürde savunma anlayışına dayalı gibidir. Ancak kenar savunma oyuncularının daha atak oynaması, hücuma daha çok sayıda oyuncunun katılmasına olanak verir. Savunma sırasında rakibin oynama alanının daraltılması amaçlanırken, hücum sırasında hızla ilerdeki oyuncular desteklenmeye çalışılır.
 
            Bu sistemde, orta saha ve hücum oyuncularının, farklı özelliklerdeki futbolcuların bir araya gelmesiyle oluşturulması, orta alan ve hücumda daha fazla oyun çeşitlemelerine olanak sunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi, oyuncuların daha farklı pozisyonlarda, yüksek tempoda koşarak oynamalarına bağlıdır.
 
            Bu sistemde, kenar savunma oyuncuları önemli bir yer tutarlar. Hücumda ve savunmada etkili rol oynarlar. Savunmada ters yönden gelen ataklarda kademeye gelmeleri beklenirken, hücumda ataklara katılıp hücumu destekleyici oynamaları beklenir. Bu nedenle bu oyun sisteminde kenar savunuculara daha fazla görev düşmektedir.
 
            Orta alan kurgusunda, savunmanın önünde merkezi pozisyonda oynayan bir ön libero ve onun önünde de hücumu destekleyen bir oyuncu vardır. Ön libero daha çok savunmadan ve diğer oyuncuların, güvenli olarak hücuma katılmalarını sağlayan, bununla birlikte oyunu kuran ve yönlendiren oyuncudur. Öndeki oyuncu, pasör ve şutör bir oyuncu olduğu gibi hücum oyuncularının hazırladığı pozisyonlara uyum sağlayan ve gole çevirebilen bir oyuncu olmalıdır. Diğer iki oyuncu, kenar savunucularının güvenli hücuma çıkmalarını sağlayan ve aynı zamanda hücumu ve savunmayı destekleyici görevler üstlenen oyunculardır.
 
            Orta alanda, savunmanın önünde savunma özelliği daha fazla olan bir veya iki oyuncu görevlendirilirken diğer oyuncular hücum etme özelliklerini taşırlar. Hücumun statik yapısı ise, ileri ikilide değişken ve hareketli oynayan oyuncular sayesinde daha dinamik hale gelmiş ve orta alan ve savunmadan, hücuma oyuncu katılımının artmasını sağlamıştır.
 
            Bu oyun sistemi stratejik olarak iki ayrı şekilde kurgulanır. İlki savunma anlayışına dayalıdır. Burada kenar savunma oyuncuları hücuma daha az katılarak savunmaya öncelik verirler ve önlerinde oynayan kenar orta saha oyuncularının savunma güvenliğini sağlarlar. Orta alan kurgusu, savunmanın önünde, savunma özelliği daha iyi olan ve orta alanın kontrolünü sağlayan iki oyuncudan meydana gelmiştir. Orta alanın kenarlarında yer alan oyuncular ise, hücuma daha fazla katkı sağlamak amacıyla oynarlar ve top rakipteyken savunma hattının önünde, diğer iki arkadaşlarıyla birlikte dörtlü alan bloğunu gerçekleştirirler.(Erdem, K. 2005 Futbolda Kenar Yönetimi S.88-89)
 
 
 
 
 
 
Şekil 19: 4-4-2 Sistemi Dizilişi
 
 
2.3.21.1. Teknik, Taktik ve Felsefe Olarak 4-4-2
 
Bu sistemde dörtlü defansla yapılacak savunma genelde, kendini alan savunması olarak göstermektedir. Daha önceden de söylediğimiz gibi, sahayı enine üç eşit alana böldüğümüzde, savunma bloğunun kurulacağı bir numaralı alanda her bir oyuncunun, alan savunması yapması, sistemin başarısı için kaçınılmazdır. İkisi kanatlarda, ikisi de ortada olacak şekilde alan savunması yapacak biçimde kurgulanmış bu defansta en önemli nokta, defansın göbeğinde yer alan ikilinin birbiriyle sağlayacağı uyumdur. Göbekteki iki defans oyuncusunun, birbirinin kademelerini tamamlanmasının yanı sıra, birlikte görev paylaşımını gerçekleştirmeleri, “Tandem Uygulaması” olarak tanımlanmaktadır.
Bazı futbol yorumcuları, “Tandem Uygulaması”nın sadece dörtlü savunmaya özgü olmadığını; aynı zamanda üçlü savunmada da tandemden bahsedilmesi gerektiği yönünde bir düşünceye sahiptirler. Bu görüşe göre asıl olan: Gerek üçlü savunmada, gerekse dörtlü savunmada olsun, defanstaki iki oyuncu, maçın değişik sürelerinde değişik tandemler kurabilirler. Örneğin, genelde dörtlü savunma ile oynayan Galatasaray’da eskiden Popescu-Bülent, Fatih- Bülent veya Fatih -Popescu bu görevi yerine getirebildikleri gibi; Parreira döneminde üçlü defans oynayan Fenerbahçe’de Uche-Högh ikilisi ve yine üçlü defansla oynayan günümüzün Beşiktaş’ında da Ronaldo-Zago ikilisi bu uygulamaya örnek verilmektedir. Yani, üçlü savunma zinciri içinde tandem uygulayan ikili halkanın oyun içinde sürekli değişebileceği veya tandemin sadece ikili ile değil üç oyuncu ile de uygulanabileceği; bu durumda üç oyuncu arasındaki görev paylaşımı ve birbirlerinin kademesini alması da bu fonksiyonun yerine getirilmesi anlamına geldiği ifade edilmektedir. (Bkz. Semih Gümüş, Futbol ve Biz, Can Yayınları, İst., 2000, Sh. 222)
Dörtlü savunmanın uygulamada değişik varyasyonları bulunmaktadır. Göbekteki ikili döner oynayabilir. Yani, göbekteki ikili aralarındaki mesafeyi ayarlayarak, tam ortayı kendilerine eksen olarak alıp, birisi topa müdahale ederken, diğeri kademeye girer. Bir bütün olarak oynarlar. Bu durumda iki forvetle oynayan takımlara karşı, ikiliden birisi forvetlerden birisini kaçırdığında, diğeri devreye girer ve markajsız kalan forveti kontrole alır. Ancak, Semih Gümüş’ün tezine uygun hareketi sağlayabilmek için tüm savunma oyuncularının birbiriyle ikili ya da üçlü oluşturması; üstün fizik gücü, çeviklik ve keskin oyun zekası gerektirmektedir. Bu teze göre, Galatasaray’da şimdilerde Frank De Bouer ile Bülent veya Prates-De Bouer ya da DeBouer- Hakan Ünsal ikilisi ile oluşturulması, pratikte ne kadar kolaydır? Böylesi bir saha içi kurgunun sağlanabilmesi için, yukarıda değindiğim konularda tam yeterlik ve uzun bir süre bir arada oynama alışkanlığı olması gerekir. Burada, oyuncuların da oyunu , bir teknik adam gibi okumaları gerekir ki, bu tez pratikte amacına ulaşmış olsun.
Tandem uygulaması yapacak oyuncunun ön sezgisinin güçlü olması, oyunu bir teknik adam gibi okuması, çabuk ve (Hızlı olmasını kastetmiyorum. Örneğin, Galatasaraylı Bülent yavaş bir oyuncudur, ancak son derece çabuk ve çeviktir) mükemmel bir zamanlama becerisine sahip olması, rakip baskısı altındayken bile son derece soğukkanlı davranabilme yeteneğinin bulunması v.b özelliklerin hepsi bir arada bulunması ve bunların birbirine o kadar uyumlu olmaları gerekir ki, bu sistemde başarı sağlansın. Zira, alan savunması yapmak, adam adama oynamaktan çok daha zor ve zahmetlidir. Alan savunmasında, defans oyuncusunun savunabileceği alan belirliyken; rakibe yapılacak markajın bittiği noktanın ve rakibin kovalanacağı yerin belirsiz olması, alan savunmasını zorlaştırmakta ve adam adama markaja kıyasla, daha fazla bir kondisyon gerektirmektedir. Yukarıda sayılan özelliklerden birisinin bile eksik olması, kademe anlayışının zaafa uğraması demektir. Bu durum, hep bir oyuncunun ekstra yük taşımasına neden olur. Genellikle, bu özellikler ve tecrübe, uzun zaman diliminde ve sayısız oynanan maçların sonunda kazanıldığı için, göbekte oynayan, oyun kuran, savunmanın güvenliğini, sevk ve idaresini sağlayan oyuncular, futbolumuzda genellikle yabancı ve otuzunun üzerindeki oyuncular olmuşlardır. Bu oyuncular, kesinlikle çok atik ve enerjik oyuncularla takviye edilmeleri halinde olağanüstü başarılara ulaşılabilmektedir. Örneğin, Popescu’nun yavaşlığına karşın, ustalığına Fatih’in bir kedi kadar çevikliğiyle takviyede bulunması, Galatasaray’ın üstün başarılara ulaşmasında anahtar bir rol oynamıştır. Yine, bugünkü Galatasaray örneğinden hareket edersek, Frank De Bouer’in üstün oyun anlayışı ve birikimine sahip olmasına karşın, defansta Bülent dışında G.Tamas veya Ömer’in buraya monte edilmeye çalışılmasında da görülmüştür ki; oyuncular kendi aralarındaki mesafeyi ayarlayamamakta ve ciddi kademe hatalarına sebep olarak, çok basit gollerin yenmesine ortam hazırlamaktadırlar.
“Dörtlü alan savunmasının avantajı; hem rakip oyuncuları, hem de sahayı tamamen kontrol altına alması ve rakip forvetin defansı, bir kanada çekip, diğer kanatta boşluk yaratması tehlikesine izin vermemesidir. Üçlü defansa göre oyunculardan birisi geçildiğinde, ilave emniyet vardır. Bilhassa, kolay oyuncu geçen futbolculara sahip takımlara karşı, çok başarılı sonuçlar alınabilir. Dörtlü defansta ofsayt taktiği kolaylıkla uygulanır. Defans birlikte kolayca ileri çıkabilir. (Ancak bu durum) Derinlik olmadığı için zayıflık olarak ta görülebilir. (Bu uygulamanın zayıf karnı)Arkaya atılan toplara karşı (sistemin) açık olmasıdır. Liberolu oynamak bu zaafı ortadan kaldırabilir.”(İlhan Durusoy, Futbol Teorisi, İst.2002, Boyut yayınları, S. 54)
4-4-2 sisteminin özü dörtlü savunmada yatmaktadır. Bu nedenle savunma üzerinde bu kadar detaylı durmaya çalıştım. Tabii ki, sistem sadece savunmadan oluşmamaktadır. Sistemin orta sahası ve ileri ikilisi üzerinde de ayrıca durmak gerekecektir.
Bu sistemde orta sahanın görevi; forvetle defans arasında köprü oluşturarak, ileri ikiliye kanatlardan destek sağlamak, orta yapmak ve ikilinin önüne gol pasları atmak, rakip takımın ileriye çıkan forvetlerine pres yaparak, savunmanın yükünü hafifletmektir. Bu sistemde özellikle, forvetlerin arkasında oynayacak, kıvrak, teknik kapasitesi yüksek, zeki, adam eksiltebilecek, oyun içinde yaratıcı düşünce üretebilecek ve yeri geldiğinde patlayan depar atabilecek, oyun kurucu ve yönlendirici oyunculara gereksinim bulunmaktadır. 4’lü savunma yapan milli takımımızda bu işi yapan yegane isim Yıldıray Baştürk’tür. 4-4-2 sistemi ile oynayan Galatasaray’da bu nitelik ve yetenekte oyuncu maalesef bulunmamaktadır. Bu nedenle sarı Kırmızılılar, bu sistemi efektif kullanamamaktadırlar. Bazen bu görevi üstlenen Volkan ise yeterli olamamaktadır.
İleri ikili ise, forvet olarak bu sistemdeki yerini alır. Genelde bu model bugün çok yaygın olarak kullanılmaktadır. İleri ikili aynı zamanda 3-5-2 sisteminde de mevcuttur. Çift forvetle oynayan takımlarda, bu iki forvetin görevi sadece gol atmak değildir. Sahanın orta bölgesinde konumlandırılan bu iki forvetin, top kaybından sonra en önemli görevleri, yabancıların fore-checking dedikleri ileride başlayacak, presi gerçekleştirmektir. İlk defans hattı bu şekilde ilk olarak, rakip takımın sahasında, yani üçüncü bölgeden başlamalıdır. Bu iki oyuncu aralarındaki mesafeyi 30 metreyi geçmeyecek şekilde, birbirlerinden kopmadan( ama yapışık ikizler gibi de olmadan)oynarlarsa, birbirlerini tamamlamış ve etkili oynamış olurlar. Bu iki forvetin ileride başlayan fore-checking’leri ile, rakip takımın topu oyuna sokma etkinliği en aza indirilmeye çalışılır. Bu iki forvetin etkinliğinin maksimize edilebilmesi; orta alandaki, yani ikinci bölgede oynayan sağ ve sol açıklarının yapacakları çapraz ortalara bağlıdır. Özellikle, bu ikilide uzun forvet varsa, kesinlikle, yan ortalarla bu iki forveti desteklemek ve beslemek gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen özelliklere sahip günümüz modern forvetlerine örnek olarak, 2000 Yılının Hakan Şükür’ü; en etkin ikili olarak da, UEFA Kupası kazanmış Galatasaray’da Hakan-Arif ve geçen yılın şampiyonu Beşiktaş’ta sürekliliği olmamakla birlikte İlhan-Ahmet Dursun ikilisi gösterilebilir.
4-4-2 sistemi bugün hem kulüp takımları, hem de ulusal takımlar bazında yaygın olarak kullanılmaktadır. 4-4-2’ye, ofansif özellikler katan Felipe Scolari’nin Brezilya’sı, bu sistemin göze daha hoş gelmesini sağlayabilmiştir. Bu sistemin çıkış amacında da söylendiği gibi, sıkıcı ve defans güvenliğini ön plana alan anlayış ve felsefesini Felipe Scolari, Cafu’yu sağ kanatta, Roberto Carlos’u da sol kanatta, bir açık oyuncusu fonksiyonu ile oynatarak, sağdan ve soldan yapılan atak sayısını maç içinde, göbekten yapılan atak sayısının üzerine çıkartarak, sisteme ofansif anlayışı monte etmiştir. Yine aynı şekilde F.Capello’nun da Milan’ın başında olduğu yıllarda oynattığı ofansif yönü gelişmiş 4-4-2 sistemi, bu oyun sistemini daha popüler bir hale getirmiştir. R.Madrid de aynı mantık ve oyun anlayışı ile oynamaktadır. Burada karşımıza çıkan temel özellik ve felsefi fark; eğer takımda hükümran/egemen bir oyun anlayışı var ise ve bu anlayışınızı saha içi realize edebilecek teknik üstünlüğü olan oyunculara sahipseniz; oynanacak 4-4-2, kesinlikle sıkıcı bir sistem olmamaktadır. Zaten, bu tür takımlar, futbolun gösteri, estetik kısmını ön plana çıkartarak, sahada sergiledikleri show’u, daha sonra business’e çevirip; yüksek gelirlere ulaşmaktadırlar. Bu konuda Man.Utd. süper bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. Ya da bu yıl, orta sahada benzer oyuncuları varken, popüler kültürün vazgeçilmez oyuncusu Beckham’ı transfer eden Real Madrid’in başka ne amacı olabilir ki?
4-4-2’nin ruhunu oluşturan alan paylaşımında, tüm oyuncuların eşit katkı ve performans sağlamak durumunda kalmaları, takım olmayı da pekiştiren bir durumdur. Takımın tüm yüklerinin ve pres gücünün optimal dağıtımını da gerçekleştiren bu sistem, top klas takımların vazgeçilmez oyun stratejisi ve sistemi olurken; Galatasaray gibi aşağıdan gelen ve bu sınıfa dahil olma mücadelesi vermeye çalışan takımların da, zirvede tutunabilmelerine olanak sağlayan ortamı yaratmada, işlevsel bir rol oynamaktadır. Saha içinde kolektif bütünlüğe ulaşmada, takım içi dayanışma ve yardımlaşmanın sağlanmasında tek bir yumruk tek bir yürek olmada, 4-4-2 büyük bir avantaj sağlamaktadır. Top klas takımlarda bu sistem, show-business’in ayrılmaz bir parçasıyken, Galatasaray gibi yükselen yeni değerlerde ise, takım olabilme araçlarından en önemlisidir. Bu anlamda Galatasaray bu oyun sistemini ve stratejisini yerleştirerek, sınıfsal statüsünü yükseltmenin arayışı içindedir.
Bu sistemi daha çekici kılan en önemli şey, alan savunmasıdır. (Alan savunması Türkiye örneğinde Beşiktaş uygulamasında da görüleceği üzere, 3-5-2 sisteminde de çok başarılı bir şekilde yapılabilmektedir.) Bu sistemde adam adama oynamanın verdiği estetik yoksunluk, alan savunmasıyla giderilerek, estetik tekrar ön plana çıkartılmıştır. Real, Man.Utd., Milan, Barcelona ve Bayern gibi takımlar, bunun öncü uygulayıcılarıdır. 2002 Dünya Kupası’nda bizim takımımızın dışında çoğu ulusal takım, başta Brezilya olmak üzere 4-4-2 oyun sistemi ile oynamışlardır.
Bu sistem bazen rakibin durumuna göre, temelde dörtlü savunma değişmeksizin, 4-3-2-1 veya 4-3-1-2 şeklinde de oynanabilmektedir. Özde ve felsefede bir değişme olmaksızın, oyun içi taktiksel anlamda değişik varyasyonlar, teknik adamlar tarafından denenebilmektedir.
Ancak, 4-3-3 sistemi mental anlamda, 4-4-2’den farklı bir anlayışa sahiptir. Her ne kadar geride dörtlü defans olsa da, bu kurgu ve oyun felsefesi tamamen 4-4-2 den farklıdır. Tıpkı, ilkel 4-2-4 sisteminin mental anlayışındaki fark gibi. Ve bu sistem 4-4-2’den tarihsel olarak da daha eskidir. Bu sistemi 4-4-2 ile karıştırmamak gerekir.
 
 
 
 
 
 
2.4. Sistemlerin Uygulanabilmesi İçin Yapılması Gerekenler
            Futbol gereği bütün özelliklerin geliştirilebilmesi için yapılması gereken özel antrenmanların yapılması ilk şarttır. Bireysel ve grup taktiğini geliştirici antrenmanlara fazlaca yer verilmelidir. Uygulanması düşünülen sistem hakkında gerekli açıklama yapılmalı, bu açıklamalar doğrultusunda her oyuncudan istenilen görevler ayrı ayrı belirlenerek çalışmalarda uygulamaları istenmelidir. Antrenmanlar sırasında özel görevlerin sistem gereği gerçekleştirilmesi aşamasında karşılaşılan güçlükleri giderici çok tekrarlı doğru çalışmalara yer verilmelidir.
            Bugünün modern oyun sistemlerinden 4-3-3 ve 3-5-2 sisteminde her oyuncunun oyun alanındaki yerine göre ya hücum ya da savunma görevleri vardır. Günümüz futbolunun yüksek oyun temposu ve oyun alanındaki pozisyon değişiklikleri her oyuncunun değişik görevler üstlenmesini kaçınılmaz kılmaktadır.
            Oyun sistemleri, önceden verilmiş pozisyonlara göre oyuncuların savunma ve hücum görevlerini yerine getirmeleri esasına dayanır. Özel olarak verilmesi gereken değişik görevler, antrenörün maçlardan evvel görevi vereceği oyuncuları ile özel olarak konuşmasıyla gerçekleşir. Antrenör kendi takımını, rakip takımın özelliklerini, kuvvetli ve zayıf yönlerini dikkate alarak oluşturur.
            Oyunun başlamasında önce özel konuşmalarla verilen görevler oyun içerisinde önemini yitirebilir. Gelişen sürpriz pozisyonlar doğrultusunda oyuncunun yaratıcılığı önemlidir.
Oyuncular savunma görevlerini hem karşılaştığı sürpriz duruma göre hem de verilen taktik ile bağdaştırarak çözümlemeye çalışırken, hücum görevlerinde de pozisyonun gelişimine göre oyuncu kendi üstünlüğünü ve becerisini kullanarak seçimini yapmak ve hemen uygulamaya sokmak durumundadır.
Bu nedenle, futbol sistem gereği bir kadro oluşturulurken elde bulunan oyuncuların yetenekleri çok büyük önem arz eder. Oyuncuların fiziki ve motorsal özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bazı durumlarda oyuncunun karakterine göre görev verilir ve onun başarısında bu önemli bir rol oynar. Sistem gereği görev verilecek oyuncunun manevi durumuna göre oynayacağı pozisyonda ve üstleneceği görevde başarılı olabileceğine dair verilecek güvende çok önemlidir. Her oyuncunun kendine has özellikleri vardır. Antrenöre düşen görev, hangi oyuncunun kimle birlikte oynadığı zaman bu özelliklerini oyun alanına tam yansıtabileceğini tespit edebilmektir. Bundan dolayı belli pozisyonlar gereği özel görevler verilirken itinalı davranmak bir antrenörün dikkat edeceği en önemli husustur. (Niyazi, İnal, A. 2004 Futbolda Eğitim Öğretim S.243)
 
 
 
 
2.5. 2002 Dünya Kupası ve Sistemler
            Dünya kupası iki futbol felsefesini karşı karşıya getirdi:
A) Yapısal Oyun Tarzı
B) Kolektif Oyun Tarzı
            32 takımın çoğu yaratıcı oyun tarzını benimsedi.
Bir düzine oyun sistemini iki kategoriye ayırabiliriz:
Geleneksel 4-4-2 Formasyonları ( 24 Takım )
Geleneksel 3-5-2 Kaynaklı Sistemler ( 8 Takım )
24 takım ( %75 ) 4-4-2 sistemi ile oynadı 2+4’lü zincir + 2 hücum oyuncusu
Antrenörler maç esnasında ve devre arasında taktiksel değişiklikler yaptılar. Örneğin:
5-4-1               İngiltere
4-4-1-1           İspanya/İtalya/ABD
4-5-1               Rusya
4-2-1-3           Fransa/Arjantin (Elmas – Baklava Şekli )
            8 takım ( % 25 ) 3-5-2 klasik sistemi ile oynadı ve oyun içinde çeşitli taktiksel değişiklikler yaptılar. Örneğin:
3-5-2               Almanya/Kostarika/Kamerun
3-4-2-1           Brezilya
4-3-2-1           Brezilya/Türkiye
4-5-1               Türkiye ( TFF 2002 Dünya Kupası Dergisi S.29-30 )
            ‘’Sistemler kavram kargaşası yaratıyor ve tartışılıyor. Hücumda veya savunmada eksik bir oyuncunuzun olması önemli değildir. Maçın sonucunu büyük ölçüde etkilemez. Önemli olan ortaya konan ruhtur.’’
 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=